

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 05-20-2012
Saat: 22:25
Mynet Sohbet, Mynet ChatMynet Sohbet, Mynet Chat |




(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)



(5,00 out of 5)
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 20:32
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 18:58
Neden rüya görüyoruz?
Rüyalar araştırma laboratuarlarının ileri sürdüğü gibi, bilinçaltının fantezileri ya da bilinçaltının sembollerle ortaya vuruluşu mudur? Ya da, gene rüya laboratuarlarının son saptamalarına göre, duygu ve düşüncelerin düzenlenmesine katkıda bulunan görüntüler midir sadece? Yoksa bir başka laboratuarın ileri sürdüğü gibi, kişinin yaşadıklarını, kendince, yeniden gözden geçirmesi midir? ..
Ya piyasadaki rüya yorum kitapları? .. Onlar rüyanın gerçeklerine ne denli yaklaşıyorlar? .. Yıllardır bu alanı inceleyen disiplinlerden biri de psikoloji. Onun bu konudaki tek yanlı varsayımları ne ölçüde güvenilirdir?
Bu özlü kitapta verilen bilgiler tüm bu alanlardaki bilgi ve araştırmaları çok aşıyor. Onlardaki bazı doğruları onaylıyor, ama bize rüyaların çok daha üstünde anlam ve işlevleri olduğunu gösteriyor, hem de pek, fazla … Bir benzetme yapılacak olursa, onlar aysbergin sadece su yüzünde görünen bölümüne bakıyorlar, dipteki derinlikten pek haberleri yok …
İşte Cayce’ın verdiği bilgilere göre rüyaların anlam ve işlevlerinden bazıları:
Problem Çözücü Rüyalar
Bunlara kuluçka rüyalar da deniyor. Bu tür rüyalar öncelikle günlük yaşamın sorunlarına çözüm getirirler, insanın çözemediği bir soruna çözüm yolu gösterirler. Bu ve öteki tür rüya örneklerini ve açıklamalarını, konuların akışı sırasında,Cayce’in usta yorumlarıyla birlikte göreceğiz. Bu rüyaların en ileri biçimi, bilim adamlarının gördüğü; onların buluşlarına katkıda bulunan rüyalardır. Alman kimyacısı Kekule”nın, günlerdir aradığı, benzolün açık formülünü esinlendiği rüya gibi…
Arkeolog Herman V. Hilbrecht’in çivi yazısını çözen rüyası gibi…
İnsanın Gizli Güçlerini Ortaya Çıkarıcı Rüyalar İnsanın telepati, geleceği görme gibi güçlerini sergilerler. (Bu konularda elinizdeki kitapta örnekler verildiğinden, ayrıca açıklamalara girmiyoruz.)
Haberci Rüyalar
Bize gelecekle ilgili haberler verir ve ikazlarda bulunurlar.
Sağlık Koruyucu Rüyalar
Benden kaynaklanan uyarılardır, bedenin bir ihtiyacını ya da zayıf yanlarını işaret ederler.
İnsanın Üst Benliğine Yükselten Rüyalar
İnsan üzerinde derin etkiler yaratan mesaj niteliğindeki rüyalardır. Vizyon adını alırlar.
İnsana Serüvenler Sunan Rüyalar
İnsana yaşamadığı serüvenler sunarak, tecrübe eksikliğini gidermede yardımcı olurlar.
Geçmiş Yaşamları Gösteren Rüyalar
Bazı rüyalar da geride bıraktığımız eski yaşamlarımızdan izlenimlerdir. Bu rüyaların özelliği değişik kesitler, değişik sahneler şeklinde tekrarlanmalarıdır.
Eğitici Rüyalar
Çoğu zaman sembolik ya da dolaylı yolla yaptığımız bir yanlışı, bir eksikliğimizi gösterir, bize ışık tutarlar. Bazen kıyaslamalarla doğrusunu gösterirler.
Günlük Endişelerden, Korkulardan Kaynaklanan Rüyalar
Bazen günlük endişelerimiz, korkularımız bilinçaltının boşalması biçiminde kendilerini ortaya vururlar.
İhtiyaçları Gösteren Rüyalar
Dostları ziyaret, tiyatro, seyahat gibi insani ihtiyaçlar da rüyalarda kendilerini belli ederler.
Öte Alemle ilişki Rüyaları
Öte alemdeki ölmüş yakınlarımızla buluşmalarımız da, oradaki tecrübelerimiz de rüyalarımıza konu olur.
Anlamsız Rüyalar
Fazla yemekten, içkiden, ilaçlardan kaynaklanan kabus biçiminde ya da anlamsız rüyalar, fiziksel bedenin tepkisi olarak ortaya çıkarlar. .
Rüyaların daha pek çok anlam ve. işlevi vardır, Kitapta yeri geldikçe bunlar da anlatılacak … Özetle, rüyalar maddi benliğin yanı sıra, aklı ve ruhu geliştirirler, elbette daha çok onlardan yararlanmak koşuluyla … Onlar insanın dünya eğitiminin önemli bir parçasıdır, özellikle insan hayatının büyük bir bölümü uykuda ve onun da büyüdükçe bir bölümünün rüyalarla geçtiği düşünülürse … Gerçekten de, insan hayatında önemli bir zaman dilimini dolduran rüyaların çeşitli anlam ve işlevleri olmasından daha doğal ne olabilir ki?
Yukarıdaki açıklamaların ışığında, rüyaların insanın çeşitli varlık düzeylerinden kaynaklandığı çıkarılabilir. Bunlar Cayce’in verdiği bilgilerde ayrıntılarıyla görüleceği gibi; beden düzeyi; bilinç düzeyi; bilinçaltı düzeyi; üstün bilinç düzeyi ve en üst realite olan can düzeyidir. Rüya yorumunda, rüyanın hangi düzeyden kaynaklandığı saptamak ilk adımlardan biridir. Görüldüğü gibi rüyalar aysbergin yüzeyinden geldiği gibi,başka derinliklerden de kaynaklanabilir., Bilimsel araştırma ve analizler yalnızca yüzeyi gördüklerinden yorumları ve vargıları çoğu zaman eksiklidir, hatta yanlıştır.
Rüyaların da Yasaları Vardır
‘Yani, rüyalar belli yasalara göre oluşur ve ortaya çıkarlar. Bunlar da yeri geldiğinde, ayrıntılarıyla anlatılıyor.
Rüya Yorum Yasaları
Aynı şekilde, rüyalar belli yasalara uyarak açıklanabilirler.
İlk Yasa: Rüya görenin ruhsal durumunu teşhis etmektir. Rüyanın yarattığı duygular, olumlu mudur, yoksa olumsuz mudur?
İkinci Yasa: Rüyanın hangi ihtiyaçtan kaynaklandığını saptamaktır. Acaba hangi ruhsal ihtiyaç bu rüyayı yaratmaktadır?
Üçüncü Yasa: Rüyanın hangi düzeyden kaynaklandığını saptamaktır. Her düzeye göre, yorum farklılaşır.
Rüya yorumuna başlamanın da usülleri vardır. İnsan önce, kendini en iyi tanıdığı için, kendi rüyasını yormalıdır. Rüya yorumu piyasadaki rüya yorum kitaplarını karıştırıp, o açıklamalara göre rüyaları yorumlamak değildir. Çünkü onların dayandığı ne bir yasa, ne bir metod, ne de bir ilke vardır …
İkinci adımda rüya yorum ,yasalarına uyulur … İlgili bölümde bunları da örnekleriyle bulacaksınız.”
Peki, yaptığımız yorumların doğruluğundan nasıl emin olabilirsiniz? Bunun için de Cayce üç metod göstermektedir:
1. Rüyalar arasında kıyaslamalar yapmak,
2. Subjektif duygulara, sezgilere ‘bakmak,
3. Doğru yaşamak ve etrafa yararlı olmak, çünkü bu türlü yaşamak insanın aklını ve ruhunu geliştirir, daha net görmesini sağlar.
Bazen gördüğümüz rüyaları pek hatırlayamayız, bazen de hiç hatırlayamayız. Peki onları hatırlamanın bir imkanı var mıdır? Cayce bunun için de metodlar verir. Önce bir hazırlık yapılır. ‘Sonra bilinçaltına hatırlama telkinlerinde bulunulur: Rüyayı hatırlayacağım, rüyayı gördükten sonra uyanacağım gibi…
Sonra beden hazırlanır: İstirahatı ve dinçliği sağlanır. Sonraki aşamada, rüyalar kaydedilir, başkalarına anlatılır ,akılda tekrarlanır, incelenir, kıyaslanır.”
Bu arada bazı rüyalar hiç hatırlanmaz. Onlara ne olur?
Kural olarak: Anlamı olup da hatırlanmayan rüyalar, değişik varyasyonlarla tekrarlanırlar.
Rüya Türleri
Yukarıdaki açıklamalardan çıkarılacağı gibi, rüyaları kategorilere ayırmak da mümkündür:
Saçma, anlamsız rüyalar, günlük yaşama uyarı anlamlı rüyalar, sembolik rüyalar, vizyonlar (eskiler rahmani rüya derler), negatif rüyalar (eskiler şeytani rüya derler), eski yaşam rüyaları vb …
Bütün bu yasalar, yöntemler, sınıflamalar rüyaların dilini çözmede esastırlar. Bunlardan yoksun piyasa rüya yorum kitaplarının rüyalara yaklaşımının ne ölçüde yararlı ve doğru olabileceği tartışma konusudur.
Geçmişten Günümüze Rüyalar
Aslında, insan kendini bildi bileli rüyalarla haşır neşir. Eski primitif kültürlerde de rüyalara büyük önem atfedilmiştir. Çünkü onlar için rüya (bir ölçüdede doğru olarak) uykuda bedenden ayrılan ruhun hayatıdır. Ayrıca, gene rüyalar onlara insan üstü güçlerin ilettiği haberleri bildirmektedir …
Kayda geçmiş ilk rüya yorumuna Tevrat’ta rastlıyoruz. İ.Ö. I700′lerde yaşamış olan Hz. Yusuf büyük bir rüya yorumcusu. Basireti ve ünlü rüya yorumları sayesinde, Mısır’ın Firavun’dan sonra en büyük vöneticisi oluyor. Ve yaptığı rüya yorumlarıyla Mısır’ı bir felaketten kurtarıyor. Kuran’da “Kıssaların En Güzeli” olarak anılan Yusuf Suresi’nde babası Hz. Yakub’un ağzından o’nun bu sanatının sırrı anlatılıyor: “Rabbin seni seçecek ve sana rüyaların yorumunu öğretecek.”
Ünlü Gılgamış Destanı’nda, Tevrat’takine çok benzer, belki de ondan esinlenmiş, rüya yorumlarına rastlıyoruz …
Görüldüğü kadarıyla, tarihte rüyaları ilk analiz eden kişi de ünlü Homeros: “Rüyalar, diyor, en akılcı ya da en az akılcı güçlerin etkisiyle ortaya çıkarlar. Bunlardan birincisi doğru rüyalar, ikinciler saçma rüyalardır.”
Yunanlı bilge Sokrat da, rüyaların kaynağını açıklıyor: “Rüyalar vicdanımızın sesidir. Bu ses ciddiye alınmalı, ona uyulmalıdır.”
Sokrat’ın izinde yürüyen öğrencisi Platon da, rüyaların psikolojik kökeninden söz ediyor: “İyi ve kötü olmak üzere, iki tür rüya vardır. Kötü rüyalarda, aşırı ve kontrol edilemez dürtüler ortaya çıkarlar. Ne var ki, kendini kontrol edebilen insan, rüyasında gerçeği bulabilir ve kötü rüyalar onu rahatsız etmez.”
Aristo her konu ile olduğu gibi, rüyalarla da ilgilenmiş, ne var ki burada fazla derine inememiş: “Rüyalarımız, genelde, rastlantı saldır ve bir anlam taşımazlar” diyor.
Rüyalar üzerine ilk kitabı IL. Yüzyıl’da Daldisli Artemidor yazmış. Ona göre beş tür rüya vardır:
1. Günlük olayları yansıtan rüyalar.
2. Geleceği açıklayan haberci rüyalar.
3. Melekler ve Azizler tarafından ‘iletilen Tanrı’nın dileklerini bildiren kehanet rüyaları.
4. Baskın duyguların kendini açığa vurduğu fantastik rüyalar. (Burada psikolojik analiziyle Freud’a öncülük ediyor).
5. çoğu zaman çocuklukta ve ihtiyarlıkta görülen, korkutup acı veren kabuslar.
Gene, Artemidor’a göre, rüyalar zaman ve kişiye göre farklılıklar gösterdiğinden, tam olarak yorumlanamazlar. Onun çağına göre oldukça ileri olan bu tür açıklamaları insanı gerçekten şaşırtıyor.
Gene, IL. yüzyılda kaleme alınmış olan Yahudiler’in esoterik kitabı Talmud büyük bir gerçeğe işaret ediyor: “Yorumlanmamış rüya, okunmamış mektuba benzer.” Kitap Yahudiler’in rüya yorumuna ”Çok önem verdiğini, Hz. İsa döneminde Kudüs’te yirmi dört yorumcunun bulunduğunu söylüyor bize.
IV. Yüzyıl’da Assuanlı Sinesius da rüyaların büyük önemini işaret ediyor. Hatta rüyalar yoluyla insanın eğitilip, aydınlanabileceğini söylüyor: “İnsan olmanın gereği olan rüyalar, yaşamın bir gerçeği olarak,’ bazen bize iyi bir hayatın nasıl olması gerektiğini öğretir.” Böylece Sinesius, Cayce’den önce rüyaların eğitici işlevlerinden söz ediyor. Bunun yanı sıra, rüyaların habercilik işlevini de işaret ediyor: “Gene rüyalarda, geleceği görüp, tehlikelere karşı hazırlıklı oluruz.”
XII. yüzyılın ünlü teolog filozofu Aquiinolu Thomas da rüyalara temas etmeden geçememiş. O dört tür rüyadan söz ediyor:
1. Geleceği gösteren rüyalar.
2. Gün boyu yaşadığımız olayların izlenimleri olan, içimizden kaynaklanan rüyalar (gene bilinçaltını işaret ediyor).
3. Tanrısal rüyalar.
4. Şeytanı rüyalar.
Bu anlamlı sınıflama, Thomas’ın rüyalar konusunu bayağı incelediğini gösterir.
İngiliz düşünür Hobbes da, rüyaların bir başka yanını işaret eder: “Rüyalar, hastalıkların etkisiyle oluşurlar. Anlamsızdırlar” der. O kabus türü rüyalardan söz ederken, rüyaların başka anlam ve İşlevlerini es geçer.
Fransız usta Voltaire, “uykularında savunma yapan avukatlar, problem çözen matematikçiler tanıyorum” diyerek problem çözücü rüyalara işaret eder. O bir bölüm rüyanın da, bedensel dürtü ve uyarılar sonucu olduğunu söyler, ne var ki rüyalar aracılığıyla geleceğin görülebileceğini kabul etmez.
Alman düşünür Kant da, Voltaire gibi rüyalarda kutsal mesajlar alınamayacağını ve geleceğin görülemeyeceğine inanır. Ancak rüyalardaki düşüncelerimizin, uyanık halimizdeki düşüncelerimiz’den daha açık ve kararlı olduğunu kabul eder. (Herhalde Voltaire ve Karıt açık haberci rüya görmemiş, görmüş oldukları sembolik haberci rüyaları da yoramamış olsalar gerek.)
Alman şair, düşünür, bilim adamı Goethe de, rüyalar sırasında düşüncelerin daha akılcı olduğunu söyler. Ona göre, rüyalarda insan eşine daha açıktır. Gene rüyalar insandaki potansiyel güçleri ortaya çıkarır.
Amerikalı şair Emerson’ın da rüyalar konusunda ayrıntılı ve çok yönlü görüşleri vardır. . Bu konuyu oldukça iyi incelediği anlaşılmaktadır: “Rüyalarımızın bazen bilgelik dolu, bazen de korkunçtur. Onlar sorunlarırnızı çözebilir ve bize gerçeği gösterebilirler … ”
“Rüyalarda kendimizi daha özgürce ifade edebiliriz … Rüyalarımız bazen abartılı ve saçma olsa da, onların ardında her zaman bir gerçek gizlidirder.
O da, Goethe gibi, “İçimizden gelen bu sahnelerin” hayatımız ve kaderimizle ilgili olduğuna inanır.”
En ayrıntılı ve en ilginç görüşlerden biri de Fransız filozofu H. Bergson’a aittir. O da meslektaşı Nietsche gibi, bazı bedensel uyarıların rüyalara yol açtığını düşünür. Ne var ki dahası da vardır:
“İnsanın belleği, sonsuz anılar deposudur.
Rüyalarımızda, bilincimizin mahsenine hapsedilen bu anılar, dışarı çıkmaya başlarlar. Ne var ki hepsinin birden çıkması mümkün değildir. O günkü duygu ve düşüncelere uygun olanlar öncelik kazanırlar ... ” Gerçekten de Bergson, rüyaların kaynaklandığı aysbergi, görünmeyen derinliği hissetmiş ender insanlardan biridir.
Sigmund Freud
Rüyaları bilimsel inceleme konusu yapan ilk insan ise Freud’dur. Rüyaları inceleme yöntemi, doğal olarak, psikanalizdeki serbest çağırışım yöntemidir.
Ona göre, rüyalarımızı oluşturan motifler akıldışı arzu ve düşüncelerdir. Bilincimiz tarafından bastırılan ve dışlanan olumsuz duygular, özellikle cinsel arzular, rüyalarda kendilerini ortaya vururlar. Bu akıldışı arzuları içimizde taşırız, ama toplumun baskısı yüzünden onları bilinçaltına bastırırız. Uyku sırasında bilincin kontrolü azaldığından, bu arzular canlanıp kendilerini ortaya vururlar.
Bu arzular genellikle, temelleri çocukluğumuza kadar inen cinsel arzulardır. Ne var ki içimizde bir “sansürcü” vardır. İşte bu sansürcü yasak duygu ve düşünlerin net bir biçime bürünmelerini engeller. Böylece “sansürcü” akıldışı arzuları değiştirip farklılaştırır. Onları sembollere dönüştürür. O halde, semboller gizli şifrelerdir. Rüya yorumculuğu .da, bu şifreleri çözümlemekten ibarettir.
Örnek olarak, rüyada görülen elmalar göğüsleri, açık kapı vajinanın sembolüdür. Yılan ve kule penisi simgeler. Suya atlayan adam cinsel birleşmenin sembolüdür …
Freud’un rüyaları bilinçaltı içeriği, sembollere dönüştürme gibi buluşları gerçekten önemlidir. Ne var ki, 19. yüzyılın cinsel yasaklı toplumunda yaşadığından ayrıca tutucu bir Yahudi ailesinden geldiğinden buna bir tepki olarak her nedense herşeyi cinselliğe bağlamıştır. Rüyalardaki semboller “sansürcü”den değil, bilinçaltının sonsuz derinliğinden kaynaklanırlar aslında.
Değişik düzeydeki derinliklerden gelen görüntü, daha sığ bir yerden (bilinçten) geçerken, biçim değiştirip, sembollere dönüşmektedir zaman zaman. Ayrıca, cinselliğin rüyalarda pek öyle sembolize olmadığı, bayağı açık bir şekilde görüldüğü, herkesin kendi rüya tecrübeleriyle sabittir. Cayce’e göre, cinsellikle ilgili rüyalar ihtiyaçları gösteren, bazen de sağlığı koruyucu, yoruma pek de gerek göstermeyen , rüyaların bir bölümüdür sadece.
C. Jung’un rüyalar konusundaki görüşleri de, onun ünlü bilinçdışı kuramına dayanır.
Ona göre: “Rüyalar bilinçdışımızda gizli kalmış olan bilgeliğin yansımasıdır … Bilinçdışı bazen bilincimizin ötesinde bir akıl ve hedef sergiler … Hatta rüyalarımızda konuşan ses bizim sesimiz değildir, üst kaynaklardan gelir ve bizi yüceltir … Rüyalarımızın temelinde anlamlı bir neden vardır.”
Görüldüğü gibi, Jung da, rüyalar konusunda önemli bir yaklaşımda bulunmuştur. Ne var ki yaklaşım, Cayce’in “insanı üst benliğine yükselten” olarak tanımladığı üst düzeydeki bir anlam ve işlevi ifade eder sadece .
Bunun dışında, kısaca anlatıldığı gibi, rüyalarda daha bir çok anlam ve işlev söz konusudur. Jung burada çok geniş bir yelpazenin üst ucu n görebilmiştir sadece.
Erich Fromm’un rüya
ve rüya yorumları ile ilgili görüşleri, iki meslektaşından daha kapsamlı ve daha gerçekçidir. O hem Freud, hem Jung’dan yararlanır, ne var ki ikisinin de aşırı uçlara gittiğini düşünür. Ona göre rüyalar çok daha karmaşık ve gizemlidir. Sadece cinsellikle ve dinsellikle açıklanamaz ve yorumlanamazlar. Rüyaları bu biçimde açıklamak bizi değişik yorumlar yapmaktan alıkoyar. Çünkü rüyalarımızda, Ruhumuzun bilinmedik bir yönü kendini gösterebilir:
“Jung’un söylediği gibi, uykumuzda daha zeki ve bilgece davranabiliriz. Ama bunun göksel ve ulu bir bilgelikten kaynaklanması gerekmez. Uyanıkken, dıştan gelen pek çok etki insanın zihinsel ve duygusal yetenekleri kör olur ve kısıtlar. Rüyalarımızda, bunlardan etkilenmeyen gerçek ruhsal yapımız ortaya çıkar.”
“Ruhumuzun bilinmeyen bir çok yönü” ve “gerçek ruhsal yapımız” gibi saptamalar, Fromm’un rüyalardaki ,derinliği bir ölçüde gördüğünun ifadesidir. Ama o da, Jung’un gördüğünü görememiş, üstün bilinç düzevi ve daha derindeki can düzeyinden kaynaklanan rüyaları peşinen ‘reddetmiştir. Ayrıca kitapta uzun uzun söz edilecek olan rüyalarla ilgili anlam ve işlevlerin pek çoğuna dokunmadığı söylenebilir. Gene de onun rüya yorumları Cayce’e kadar yapılmış olan yorumların en iyisidir denebilir.
Bu özet açıklamadan sonra, sözü Edgar Cayce’in ağzından yapılan “Rüya, Okumaları”na ve yorumlara bırakabiliriz artık.
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 18:45
Rüyalar bilinçaltını dışa vuruyor

“Hastalarını rüya analizi ile tedavi eden Doç. Dr. Nusret Kaya, rüyalar sayesinde ana rahminde yaşadığımız olumsuzluklardan bile kurtulabileceğimizi söylüyor.
Rüya yorumu her ne kadar batıl dünyaya ait bir olgu olarak görülse de, günümüz dünyasında bilimadamlarının da sıkça başvurduğu yöntemlerden biri. Özellikle psikolojik rahatsızlıkları iyileştirme amacıyla kullanılan rüya analizleri ile insanların bilinçaltı tamamıyla gün ışığına çıkarılıyor. Türkiye’de hastalarına bu tarz rüya analizleri uygulamasıyla tanınan Doç. Dr. Nusret Kaya, rüyalar sayesinde anne rahminde yaşadığımız olumsuzlukların bile ortaya çıktığını söylüyor. Bugüne kadar 16 binden fazla rüyayı analiz eden Kaya ile rüya analizleri sayesinde iyileşme tekniklerini konuştuk.
* Rüya analizi neden önemli?
Psikiyatri düzeninde şu söz çok yaygındır; ‘Hatırlananlar değil, hatırlanmayanlar hastalık yapar’. Dolayısıyla hatırladıklarımızın anlatılması iyileştirici olmaz. Hatırladığınız eski olayları, dertleri sabaha kadar anlatabilirsiniz ama o anlatımın sonunda çoğunlukla kendinizi iyi hissetmezsiniz. Eski kötü anılar yeniden canlanır. Çağdaş psikolojide artık ‘günah çıkartalım, iyi olalım’ diye bir sistem yok. Dolayısıyla hatırlanmayan negatif kayıtların ortaya çıkarılabilmesi için rüya analizi son derece önemli bir tedavi yöntemidir.
* Bildiğimiz rüya yorumundan farkı nedir?
Bu anlamda da rüya, yorum ve tefsirden çok farklıdır. Çünkü bunlar batıldır. Büyülü düşünceye doğru ***ürür. Bazı kişilerin ‘Benim rüyalarım çıkar. Birinin ölümünü gördüm kesin o ölecek’ demek batıldır. Biz de insanları batıldan bilime davet etmek için öncelikle rüya analizinin çok farklı bir teknik ve tedavide uygulandığını, unutulanların, unutulan negatif kayıtların özellikle hatırlanabilmesi için son derece önemli bir metod olduğunu daima altını çizerek söylüyoruz.
* Niye rüya görüyoruz?
Ben anlatım kolaylığı açısından beyni daima alt beyin-üst beyin olarak ikiye ayırırım. Üst beyin dediğimiz sistem üstteki bendir, bilinçli bendir. Alt beyin üstteki beyine haykırır: “Ben senin içindeyim. Ben de böyle böyle negatif kayıtlar var. Bunları düzelt.” Ben de bu anlamda bir nevi tercümanım.
BEŞ RÜYANI YAZ İYİLEŞ
* Rüya analizinin iyileştirici etkileri neler?
Alt beyin kendine ait özel bir dil kullanarak üst beyin sistemine, anne rahmindeki dönemi, 0-2 yaş aralığında yaşananlar ile kadın için regl, erkek içinse sünnet dönemini bununla birlikte uyku ve narkoz dönemlerinde aldığı bütün negatif kayıtları üst beyin anlatır. Dolayısıyla son derece muhteşem iyileştirici bir yöntemdir.
* Bu beş rüyayı tamamlamak ne kadar sürüyor?
Kadınlar bir haftada erkekler bir ayda tamamlıyor. Çünkü kadınlar rüya hatırlamakta erkeklere göre daha yetenekli.
* Bu yetenek nereden geliyor?
Kadınların kuyruk enerjisi rahimdir. Yani doğurganlık kaynaklı enerji kullanırlar. Ama kadın doğurganlık kaynaklı enerji kullandığı zaman erkek çocuklarını büyütmez. Çünkü onu hep malı gibi düşünür. Oysa kız çocuklarını hızlı yetiştirir. Erkeklerin alt beyinlerini çocuk bırakır. Erkekler o yüzden katı üst beyin olmak zorunda kalırlar. Yine o yüzden rüyalarını hatırlayamazlar.
* Tüm bu anlattıklarınızın ışığında rüyaların gelecekten bir haber verdiğini söyleyemeyiz?
Rüya yazıldığı zaman çıkmaz nedense. Çünkü rüyalarım çıkar demek yine rahim gücünün ‘bende bir yetenek var’ demesinin başka bir türüdür. Ben bir bilimadamı olarak söylüyorum, bana yazılan 16 bin rüyadan hiç çıkan olmadı. O bizim kendimizi kandırmamızdır.
* Ama mesela 10 yıldır görmediğim bir arkadaşımı rüyamda gördüğümde ertesi gün beni arıyor?
O alt beyin frekansların haberleşmesi demek. Alt beynin uzun dalga çalışının bir örneği. Buna telepati de denir. Bu rüyanın çıkması demek değildir.”
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 18:24
Bilinçaltının Gizli Dili Rüyalar

İstatistiklere göre her birimiz bir gecede yaklaşık 4 ila 5 rüya görürüz. Hayatımızın ortalama 5 yılını rüyada geçiririz. Rüya görmediğini söyleyenler, sadece rüya gördüklerini hatırlamayanlardır. Bu, uyku laboratuarlarında bilimsel olarak tespit edilmiş bir gerçektir. Rüyalarımız, şöylesine bir baktığımızda birtakım anlamsız ve bölük pörçük görüntüler gibi gelebilir; ama rüyalarımıza belli bir bilgi birikimiyle derinlemesine baktığımızda asla öyle olmadıklarını görürüz. Rüyalarımız, kendimizle ve yaşamla ilgili çok önemli konuları düşündüğümüz, tartıp biçtiğimiz, kapsamlı bir biçimde değerlendirdiğimiz…
İstatistiklere göre her birimiz bir gecede yaklaşık 4 ila 5 rüya görürüz. Hayatımızın ortalama 5 yılını rüyada geçiririz. Rüya görmediğini söyleyenler, sadece rüya gördüklerini hatırlamayanlardır. Bu, uyku laboratuarlarında bilimsel olarak tespit edilmiş bir gerçektir. Rüyalarımız, şöylesine bir baktığımızda birtakım anlamsız ve bölük pörçük görüntüler gibi gelebilir; ama rüyalarımıza belli bir bilgi birikimiyle derinlemesine baktığımızda asla öyle olmadıklarını görürüz. Rüyalarımız, kendimizle ve yaşamla ilgili çok önemli konuları düşündüğümüz, tartıp biçtiğimiz, kapsamlı bir biçimde değerlendirdiğimiz, en önemlisi kararlar aldığımız anlardır. Bu değerlendirme ve kararlar, uyanık-bilinçli zihnimizle yaptığımızdan çok daha güvenilir ve etkindir; çünkü tüm zihnimizi bir buzdağı gibi düşünür ve bilinçli zihni buzdağının suyun üstünde görünen küçük kısmına, bilinçaltını da suyun altında kalan devasa büyüklükteki asıl kısmına benzetecek olursak, uyanık yaşamımızda zihnimizin sadece bilinçli yanı işlev görürken, rüyalarda bilinçdışı yan işlev görür ve hayatımızda asıl etkin olan da bilinçdışı zihindir. Bilinçaltı, doğuştan getirdiğimiz özümüzdür. Milyarlarca yıllık yaşam deneyiminden devşirilmiş sonsuz bilgelik, zenginlik ve yaratıcılık kaynağıdır. O, bizim hazinemizdir.
Rüyalarınızı Kendi Kendinize Analiz Etme Metodu
Peki, rüyalar bu kadar yaşamsal bir öneme sahip olduğu halde, neden onları hakkıyla anlamaktan bu kadar uzağız? Neden yaşamımızın bu 5 yıllık dönemi bizim için karanlık .Bu aynı zamanda kendimize, özümüze, sahip olduğumuz doğal zenginliklere de çok uzak olmak demek değil mi? Bunu değiştirmek için yapabileceğimiz bir şeyler var mı? Rüyalarımızı anlamak mümkün mü? Peki ama nasıl?
Rüyalarımızı anlamamamızın asıl sebebi, onlara günlük dilin gözü ile bakmamızdır. Böyle bakınca anlamsız, mantıksız birtakım görüntüler gibidirler. Halbuki, rüyalar bilinçaltının dili ile konuşurlar. Bu dil, aynı zamanda doğanın dilidir. Bu dilin şifresini çözmeyi öğrenmemiz gerekir. Ve bu mümkündür! Bu dilin şifresini çözebildiğimizde rüyalarımızı anlayabilir ve onlar aracılığı ile bilinçdışımızdan gelen bilgelik dolu mesajları görme şansına sahip olabiliriz.
Rüyalarınız hakkında doğru bir değerlendirme yapabilmek için her gün gördüğünüz rüyaları ayrıntılarıyla birlikte bir deftere yazın. Aradan birkaç hafta geçtiğinde kaydedilmiş pek çok rüyanız olacak. Bunları ardı ardına okuyup incelediğinizde birçok ortak nokta içerdiklerini, sizinle ilgili mesajlar verdiklerini hayretle fark edeceksiniz. Yani işin sırrı, rüyaları ayrı ayrı ve birbirinden bağımsız değil, bir bütünün birbiriyle bağlantılı parçaları olarak düşünmek ve onları bir bir bütün olarak değerlendirmek.
Rüyalar Hakkında Yorumlar
Hz. Muhammed’e inen vahyin rüya ile başlaması ve Kuran-ı Kerim’in birçok ayetinde bazı peygamberlere rüya ile gerçekleşecek birtakım olaylar hakkında işaretler verilmesi İslam alimlerini rüyanın üzerinde yoğunlaşmasını sağlamıştır. Mesela Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf’un rüyası, Hz. İbrahim’in, oğlunu kurban etmek hususunda gördüğü rüya ile amel etmesi İslam alimleri açısından bir örnek olmuştur. Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname isimli eserinde insan kalp ve ruhunun uyku ve ölümle temizlendiğinden bahsederek şöyle der: “Allah dostları demişlerdir ki; ruhun berzah alemine açılmış iki penceresi vardır: uyku, ilham.”
Sigmund Freud rüyayı çocuksu ve akıldışı arzularımızın bir tatmini olarak görür. Rüyalarımızı oluşturan motifleri akıldışı arzularımız ve düşüncelerimiz olarak yorumlar. Ona göre, uykumuzda, gündüzleri varlıklarından haberdar olmadığımız veya olamadığımız dürtülerimiz canlanmaktadır. Bilincimiz tarafından bastırılan ve dışlanan akıldışı nefret, hırs, kıskançlık ve özellikle de çarpık cinsel arzular, rüyalarımızda birdenbire ortaya çıkıverirler. Freud, bu akıldışı arzuları içimizde taşıdığımızı fakat toplumun etkisi nedeniyle onları bastırmakla kurtulamadığımızı iddia etmektedir. Uyku sırasında bilincimiz tarafından uygulanan kontrol azaldığından, bu arzular canlanır ve kendilerini rüyalarımız aracılığı ile belli ederler.
Carl Gustav Jung’un rüya yorumuna yaklaşımı rüyanın amacını sorgulamak ve bilinçaltının belirli bir sembolü neden seçtiğini, rüyayı gören kişiye kendi yaşamı ve yaşamına karşı tutumu hakkında ne göstermeye çalıştığını anlamaktır. Jung sembollerin rüyayı görene özgü bir gücü olduğunu ve dar bir yorumla sınırlanamayacağını iddia etmektedir.
Erich Fromm ise rüyaları unutulmuş bir dil olarak görür, rüya ve hayallerin zihnin en önemli ifadeleri arasında olduğunu söyler. Ona göre rüya sembolleri evrensel, geleneksel ya da rastlantısaldır. Rastlantısal semboller kişiseldir ve bireysel çağrışıma ilişkindirler. Geleneksel semboller tek anlamlıdır. Evrensel sembollerin -örneğin güneş- sıcak ve ışık gibi evrensel anlamları vardır.
Rüya Türleri
Uykumuz gelince yatağa yatar ve gözlerimizi kapatırız. Kısa süre sonra göz kapaklarımız belli belirsiz titremeye başlar. O sırada uykuya dalmış ve rüya görmeye başlamışız demektir. Rüyalar renkli ya da siyah-beyaz olabilir.
1- Yorgun, zihni meşgul, belirli bir konuya odaklanmış kimse uyuduğunda rüyasında karmakarışık şeyler ya da ilgilendiği, önem verdiği konuyu görebilir. Bu tür rüyalar yorumlanmazlar. Örneğin, televizyonda veya başka bir yerde heyecanlı bir sinema izleyen kişi rüyasında aynı şeyleri görebilir. Bu durum sadece etki altında kalmaktır ve gerçek rüya değildir.
2- Kabus veya karabasan denilen rüyadır, genellikle iyi başlar. Uyuyan kimse hoş bir olay ile ilgilendiğini görür ve sonra bu rüya birden korkutucu bir hal almaya başlar. Kabusları, rüyada bir kez görülen korkutucu sahnelerle karıştırmamak gerekir. Kabus gören kişi, rüyada olduğunu hissederek uyanmak ister ama bunu başaramaz veya uyandığını zanneder fakat bu sırada kabus devam eder.
3- Olduğu gibi çıkan rüyalar, genellikle sezgisi güçlü olan kişilerin rüyalardır. Örneğin rüyasında gördüğü bir yakınını kısa bir süre sonra gerçekte görebilir bu kişiler. Buna “Gerçek Rüya” adı verilir.
4- Uyuyan kimse rüyasında birçok şey görür ve sabah uyandığında da bunlardan bazılarını anımsar, bunlar yorumlanabilir. Rüya tabiri denilen şey, dördüncü tür için gereklidir daha çok. Sabah uyanıldığında akılda kalan ve hatta insanı etkileyen rüyalar yorumlanabilir.
Rüyalar Ne Kadar Sürer?
Rüyanın uzun sürdüğünü sanırız ama aslında inanılmayacak kadar hızlı gelişirler. Birkaç dakikalık rüya esnasında bile bize uzun gelen garip, şaşırtıcı ve çok değişik olaylar birbirlerini izler, bu nedenle rüyada zaman kavramı oluşmaz. Rüyanın süresi üzerinde kesin bir sonuca varılamamıştır. Amerikalı bilim adamı B. Klein yaptığı araştırmada gönüllü olarak seçtiği kişileri hipnotize ederek uyutmaya başlamış ve belli bir süre sonra uyandırıp rüyalarını dinleyerek, bir rüyanın 20 saniyeyi geçmeyecek kadar kısa sürdüğünü belirlemiştir.
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 18:16
KADER NE DEMEK?
Son kitabınız ’Kuantum ve Kuran’ın son bölümünde ’Holikuantum’ diye bir kavram var; bunun açılımı nedir?
’Holi’bütüncül anlamına geliyor. İnsanlar bize geldiklerinde ’ilişki problemim’ ya da ’parasal sıkıntım var’ derler. Çünkü kafalarında onu diğer sorunlarından ayırırlar. Oysa kişinin bir sorunu olsa bile o bilinçaltındaki çekirdek inancın yansımasıdır. Eğer parasal sorunu varsa ilişkisinde de bedeninde de bir sorun vardır. Sivilceleri vardır, migreni vardır. İnsanın zihni, bedeni, başka zihinlerle ve hayatla ilişkisi bütündür. Hepsini belirleyen de insanın düşünce ve inançlarıdır. Düşünce derken; insanlar ’zan’neder. Kendileri hakkında fikirleri vardır ve bu tamamen ’zan’dır. Hepsi de yanlıştır. ’Aslında ben’ diye söze başlar ve ’Çok pozitif bir insanım’ der. Neden ’aslında’ kelimesini kullanıyor? Çünkü arkadan bu cümle gelecek: ’Bu kadar pozitif olmama rağmen neden hayatımda hep negatif olaylar yaşıyorum?’ Çünkü er meydanı hayat! Hayatta ne varsa, senin inancın da o. Direkt şöyle demesi lazım: ’Ben pozitif olmayı istiyorum ama görünen o ki ben negatif bir insanım.’ Negatif, işe yaramayan inançlar demek. Biz, insanların yaşadıkları şeyler ile kendi inançları arasındaki ilişkiyi gösteriyoruz. Kader tam da bu demek; yasa, kural, nizam ve ölçü demek. Bunları gösterdiğimizde insanlar hayatlarını film gibi izliyor. Hayatının sorumluluğunu nasıl eline alacağını gösteriyoruz çünkü yüzümüzde çıkan bir sivilcenin bile sorumlusu biziz…
KUANTUM DÜŞÜNCE VE RÜYA YORUMLARI DEĞİŞİMİN KAPISINI ARALIYOR
Newton fiziği, çıplak gözle görülen maddeyi ve fiziksel nesnelerin yasalarını inceleyen bir bilim dalı. Şimdiye kadar çok işe yaramış. Maddenin derinlerine daldığınızda büyülü bir dünya ile karşılaşıyorsunuz. Oradaki yasalar, dış dünyadaki yasalara benzemiyor. Gözlemcinin beklentilerine göre oradaki kuantum parçacıkları (fotonlar) yani sıkıştırılmış ışık demetleri, niyetimize göre davranmaya başlıyor. Burada fizikçiler şaşırıyor ve Doğu’daki Budizm’deki Taoizm’deki önermeleri, felsefeleri incelemeye başlıyorlar. Orada tanımlanan şey ile kuantum dünyadaki yasalar aynı. Bir foton parçası hem dalga hem parça olarak hareket ediyor. İnsanların düşünce ve inançları kaderlerini bire bir etkileyen en temel ve en değişmez malzemedir.
YETENEKLERİNİZİ KULLANIN
Sorunlar cinsiyete göre değişiyor mu?
Temel sorun kendi olmamak sebebiyle ortaya çıkan güçsüzlük duyguları, bağımlılık, kadercilik, yeteneklerini kullanmama… Yeteneklerinizi kullandığınızda hiçbir sorun olmaz. Bu, herkes için geçerli. Herkesin kullanacağı atıl bir yeteneği var. Bu yeteneği kullanmayı reddedenler yalnız kalmaktan, eleştirilmekten korkuyor. İnsan yalnız kalmadan birey olamaz. Tüm liderler hayatlarının bir bölümlerinde yalnız kalmanın savaşını vermişlerdir. Sürü psikolojisi dediğimiz bilimsel bir gerçek var. Kendini güvende hissediyorsun.
İnsanların kuantum düşünce yöntemiyle temel sorunlarını halletmesi için ne kadar süre gerekli?
Kişi istekli ve hazırsa, 10 seanslık bireysel çalışma yapıyoruz. Bazen grup çalışması da yaparız. Kişi hazırsa ilk üç ayda değişim süreci başlıyor. Bilinçaltındaki değişimler, yeni kararlar ve entegrasyon süreci yaşanıyor. Sonra kişinin davranışlarında kendiliğinden bir değişiklik oluyor. Altı ay sonra çevresi değişiyor ve yeni bir yaşam alanı oluşturuyor. İşi, kıyafetleri, saçı, yüzü, ifadesi değişiyor. Bir, bazen de bir buçuk yılda bambaşka bir hayatı oluyor.
KENDİN OLDUĞUNDA SORUN KALMAZ
Çalışmalarınızda insanların daha çok hangi ortak konularda mutsuz olduklarını gözlemlediniz?
En büyük sorun parasızlık ama onlar öyle zannediyor! Oysa insanın en büyük sorunu ne parasızlık ne hastalık ne de ilişki. İnsanın tek sorunu ve görevi sadece kendisi olmak. Kendin olduğunda hiçbir sorun kalmaz. Ama bu çok kolay değildir. Bayrağını çekip krallığını kuracaksın. Çevreden tepkiler gelecek. Kişisel savaş çok önemli.
Yani egoyu devre dışı bırakmak gibi mi?
Ego biziz. Kendi sistemimize girmiş, bize ait olmayan inançların toplamında oluşmuş sahte bir benlik duygusu var. Mesela bir çocukla çalışıyorum; dedesinin yerine geçmeye çalışıyor, mesanesinde sorun var. Neden mesane? Çünkü aşırı derecede güçlü olabilmek için testosteron hormonu salgılaması gerekiyor. Ve böylece denge bozuluyor. ’Olmak zorundayım’ düşüncesi onu böyle yapıyor.
ESKİ SEN HER GÜN ÖLMELİ
Mesleğiniz gereği çok insan dinliyorsunuz. Sizin de şaşırdığınız olaylar oluyor mu yoksa sorunlar aynı tip mi?
Şaşırmadığım çok şey oluyor ama her gün yeni bir şey öğrenmesem 10 yıl önceki ben ile şimdiki ben aynı olurdu. Eski sen, her gün ölmeli ki yeniden doğasın; tekamül bu demek. Değişime direnen insanlar bir süre sonra evren tarafından uyarı alır. Uyarıları dikkate almazsa bazı sıkıntılar, kazalar gelir başına. Olaylardan ders almazsan küçük uyarılar giderek şiddetini artırır ve büyük şoklar yaşarsın. İnsan gariptir ki büyük şoklar yaşamadan değişmeyi istemez. Çünkü güvende olmak ister.
İlişkileriniz hep kötü gidiyorsa…
İnsanlar değişmedikleri sürece aynı sorunları yaşıyor. İnsanların kişisel tarihlerinde tekerrürler var. İlişkilerinde kandırılıyorsan, hep aynı tip adamları seçiyorsun ya da bir süre sonra o adamları sen o hale sokuyorsun demektir. Burada uyanmak lazım. Neden böyle oluyor diye sormamak için ellerinden geleni yapıyorlar! Kendileri gibi başkalarını suçlayan arkadaşlar seçiyorlar. Onların bütün sohbetleri hayatın acımasız, insanların kötü ve güvenilmez olduğu üzerine yoğunlaşır. İnsanlar değişimden korktukları için potansiyellerinin çok altında bir hayat yaşıyorlar.
Kuantum düşünce alanında uzman isimlerden R. Şanal Günseli ve kişiye özel rüya yorumlarıyla tanınan eşi Işık Elçi, önce kendini sonra da hayatını değiştirmek isteyenlere yol gösteriyor.
’Kuantum düşünce’son yıllarda hayatımıza giren önemli kavramların arasında yer alıyor. ’Olumlu düşün’, ’iste ki olsun’, ’olumlama yap’ gibi cümleler artık hemen herkesin dilinde… Bu konuya ilgi duyanlar kitaplar, makaleler ve televizyon programlarıyla kendilerini geliştiriyor. Kuantum düşünce alanında uzman isimlerden biri olan R. Şanal Günseli, Digiturk’ten yayın yapan ShowMax kanalındaki ’Hayata Evet’ programıyla izleyicilere kuantum düşünce tekniğini anlatıyor ve hayli ilginç konulara değiniyor. Ayrıca kurucusu olduğu Kuantum Yaşam Merkezi’nde danışanlarının bilinçaltlarını yeniden kodlayarak yanlış düşünce kalıplarını ortadan kaldırıyor.
R. Şanal Günseli’nin eşi Işık Elçi ise hayat yolunu bulmak isteyenlere rüyalar aracılığıyla yardımcı olmaya çalışıyor. Aynı kanalda ’Rüyalar Gerçektir’adlı programı sunan Işık Elçi, rüyalarıyla işbirliği yapan insanların, hayatta daha çabuk ilerlediklerini ve sorunlarını daha kolay çözdüklerini söylüyor. ’Rüyalarla Kişisel Gelişim Yolculuğu’, ’Rehber Rüyalar’, ’Eş Ruhumun Eş Zamanı’ve ’Tekamül Kaynakları’kitaplarının da yazarı olan Işık Elçi, Kuantum Yaşam Merkezi’nde danışanlarının rüyalarını yorumluyor ve rüya yorumlamayı öğretiyor. ’Biz rüyalardan vazgeçebiliriz ama rüyalar bizden vazgeçmez’ diyen Işık Elçi’ye göre rüya, ruhumuzla iletişim kurduğumuz, tekamül planımız için her türlü kolaylığı ve aracı bize gösteren bir süreç. R. Şanal Günseli ve Işık Elçi’yle kuantum düşünceyi ve rüyaların gizli dilini konuştuk. EKİN TÜRKANTOS
Rüyalar yol göstericidir
Rüyalar insanın hayatında nasıl bir rol oynuyor?
Kişi hayatında en çok hangi konuda sorun yaşıyorsa o olumsuzluk, semboller halinde rüyaya yansıyor. Örneğin, kişinin kendini ifade etmekle ilgili bir sorunu varsa buna göre rüyalar görüyor. Bu işaretleri, sembolleri yorumlayıp o kişiye ’duygularını, düşüncelerini artık içine atmayıp kendini ifade etmeyi seçeceksin’ diyoruz. Kişi bunu gerçekleştirdiğinde hem ilişkileri düzeliyor hem de sürekli olarak hayatına çektiği, onu etkileyen olumsuz deneyimleri de iyileştirmiş oluyor.
Rüyalarda görülen bu semboller bilinçaltımızdan mı geliyor?
Bilinçaltı rüyalar da, bizim inançlarımıza işaret eden, hayattaki döngülerimizi kırmamıza yardımcı olan rüyalar da var. Hatta sağlıkla ilgili sorun yaşatan bir durumu bile gönderen çok farklı bir katmanımız var. Daha derin bir yüzeyden, ruhtan gelen mesajlar bunlar. Ben bilinçaltıyla ruhun aklından gelen rüyaları ayırıyorum. Ruhun aklından gelen rüyalara ’rehber rüyalar’diyoruz.
BİLİNÇALTI VE REHBER RÜYALAR
Nasıl ayırt edebiliriz bilinçaltı rüyaları ile rehber rüyaları?
Bilinçaltı rüyaları çok karışık olur. İşin içinden çıkamayacağınız semboller görürsünüz. Mutlaka rüya öncesinde yaşadığınız bir deneyimin ya da bilinçaltında bastırdığınız bir duygunun yansımasıdır. Rehber rüyalarda ise görüntüler çok nettir, sesli mesajlar çok fazladır. Rehber rüyalar bilinçaltı rüyalar gibi yorgunluk vermez. Uyandığınız zaman bir rahatlık duygusu, merak, araştırma isteği ve içinizde bir heyecan hissedersiniz. Ve mutlaka o rüyanın peşinden gitme duygusu olur. Hayatla işbirliği içindedir rehber rüyalar. Ama bilinçaltı rüyalarından korku ve endişe duygularıyla uyanırsınız. Ve çok net de hatırlanmazlar. Örneğin bir sembolü dev haliyle görürüsünüz. Rehber rüyalar ise çok net, berrak hatırladığımız rüyalardır. İkisinin ayrımını yapmak için de bir rüya günlüğü tutmak gerekiyor. Kişi, uyku sürecine başlamadan önce birkaç cümleyle o gün neler yaşadı, hissetti ya da düşündü yazmalı. Rüya günlüğü düzenli tutulursa kişi bir süre sonra rüyanın bilinçaltından mı yoksa ruhun aklından mı geldiğinin ayrımını yapmaya başlıyor.
YILLAR GEÇSE DE UNUTULMAYAN RÜYALAR
Siz rüyalarını yorumladığınız danışanlarınıza nasıl yardımcı oluyorsunuz?
Diyelim ki kişinin çevresinde bir hırsızlık olayı yaşandı ya da kendi böyle bir olay yaşadıysa rüyasında bir hırsız tarafından kovalandığını görebilir. O zaman bu bir bilinçaltı rüyasıdır. Ama böyle bir deneyim yaşamadığı halde bir hırsız onu kovalıyorsa o zaman bu rüya, güven duygusuna ihtiyaç duyduğuna işaret ediyordur. Biz de bu durumda olan kişiye ’hayatında ne yaparsan kendini güvende hissedersin?’ diye soruyoruz ve yapması gereken eylemi belirliyoruz. Rüyaların böyle bir artısı vardır, kişinin mutlaka rüyada yapılması gereken eylemi belirleyip hayatın içinde onu gerçekleştirmesi gerekir ki rüyanın size gösterilmiş olmasının bir anlamı olsun. Yani rüya, yorumlayıp geçebileceğiniz bir şey değildir, bunlar sorumluluk aldığınız rüyalardır. Rüyanın kişinin hayat yoluyla, tekamül süreciyle ilgili bir önemi varsa 20 yıl da geçse o rüya unutulmuyor çünkü yorumlanıp hayata geçirilmesi gerekiyor. O rehber rüyayı yorumlayıp hayata geçirmezseniz ve eylem planını çıkarmazsanız o rüyayı sık sık görmeye devam edersiniz.
Şimdiki yaşamın aynası
Rüya görüyoruz ama hatırlamamayı seçenler var. Bunun sebebi de rüyalara yaklaşımımız. İnsanları korkuttuk, hep bilinçaltı rüyalardan bahsettik, bu rüyaları da cinsel içeriğe bağladık. Dolayısıyla insanlar rüyalarını paylaşmamaya başladı. Ya da yanlış yapılan yorumlardan ötürü hatırlamamayı seçiyorlar. Rüya tabirleri kitaplarını bir açıyorsunuz hepsi felaket habercisi! Kişi rüyasında bir sembolü görüyor, anlamını bilinçaltına yerleştiriyor ona inandığı için de çekip hayatında yaşıyor ve rüyalar kötüdür diye bir sonuca varıyor. Oysa herkesin gördüğü rüya kendine özel, tıpkı parmak izi gibi. Rüyalarını hatırlamayanlar yatmadan önce ılık bir duş alıp meditasyon yapıp namaz kılıp ruhu, bedeni ve zihni dinlendirebilirler. Yatağa uzandıkları zaman gözlerini kapatıp ’rüyalarımı hatırlıyorum’ cümlesini tekrar edebilirler, çünkü bilinçaltı en son neyi duyarsa fotokopi makinesi gibi sabaha kadar onu basıyor. Siz bir endişe duygusuyla yatınca bilinçaltı o endişeyi basıyor, rüyalar da karışık ya da tedirgin edici olabiliyor. Rüyada ters giden bir şey varsa, yaşamda ters giden bir şeyler vardır. Yani rüyalar şimdiki yaşama ayna tutuyor. O aynayla yüzleştiğinizde hayatın içindeki sorunu kendiliğinden çözmüş oluyorsunuz.
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 14:29
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 14:27
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 14:25
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 14:22
Yazar: lideradmin
Tarih: 20 Mayıs 2012 / 14:12