logo

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 05-20-2012
Saat: 22:46

Mynet Sohbet, Mynet Chat

Mynet Sohbet, Mynet Chat
Site Map Contacts anasayfa

TAKVİM

Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

SON YORUMLAR

You are here: Home » Sağlık Köşesi
yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 20 Mayıs 2012 / 13:14

Erken Boşalma Nedir

Boşalmanın (Ejakulasyon) penis vajinaya girdikten sonra cinsel tepkileri normal olan bir eşi tatmin edemeden olması veya kişinin isteğinden önce olmasına Erken Boşalma ( Premature Ejaculation) denir.

Genellikle dile getirilmesi güç olduğundan ve göreceli bir kavram olduğundan rastlanma sıklığı konusunda yeterli bilgi yoktur. Ancak 25 yaşın altındaki genç erkeklerin üçte birinde ve 40 yaşın üzerindekilerin % 10 unda görüldüğü sanılmaktadır. Aslında hemen her erkek hayatının bir bölümünde bu sorunla karşılaşabilir. En azından ilk cinsel deneyimleri esnasında oluşan gerginlik sebebiyle erken boşalma görülebilir ve zamanla ejakulasyonu kontrol etmeyi öğrenirler.
-penis vajina ya girmeden önce boşalma olursa  ileri derecede erken boşalma

-penis vajina da iken 1 dakika veya daha altı zamanda boşalma  orta derece erken boşalma

-penis vajinada iken 1 ila beş dakika arası boşalma  erken boşalma

olarak kabul edilir.
Erken Boşalmanın Nedenleri
Çoğu erkek soluk soluğa bir telaşla cinsel zevkin peşinden koşarken boşalmanın kontrol edilmesi, durdurulması veya sabitlenmesini başaramaz. Bedenini partneriyle uyum içinde hareket ettiremeyen erkekte şimdiye yoğunlaşmak, o anı duyumsamak olanaksızlaşır ve cinsel birleşmenin ansızın son bulacağı kaygısı olur. Bu nedenle her cinsel sorun gibi erken boşalmada bu kaygıdan ya da bir rahatsızlıktan kaynaklanır. Ama asıl sorun erkeğin cinsel işlevlerinde değil, cinsel işlevlerini nasıl yerine getirmesi konusundaki düşüncelerindedir. Çünkü aklını düşüncelerden arındıramayan, özgür ve doğal bir şekilde cinselliği yaşayamayan erkek tedirginlik duygusundan uzaklaşamaz ve boşalma konusunda sorun yaşar. Kısaca erken boşalmanın başlıca nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

-Gençlik çağlarında uygunsuz ortamlarda yapılan mastürbasyonlar,
-Cinsel mitler yani hurafeler,
-Cinsel ilişki konusunda tecrübesizlik,
-Yorgunluk, sıkkınlık, kızgınlık ve tedirginlik,
-Cinsellikle ilgili gerçekçi olmayan beklentiler,
-Cinsel uyarım eksikliği,
-Gerekli koşulların sağlanamaması,
-Sertleşmiş penise verilen orantısız önem,
-Cinsel açıdan baskı altında yetişme,
-Aşırı cinsel isteğin verdiği gerginlik,
-Günah işleme veya suçluluk duygusu,
-Hastalık kapma korkusu,
-Partnerin anlaşılamayan korkusu veya reddetmesi,
-Gebe bırakma korkusu,
-Kastrasyon anksiyetesi,
-Partnerin hayal kırıklığı korkusu,
-Vajinanın aşılamama korkusu,
-Kadına karşı isteksizlik,
-Partnerle çatışma,
-Başkaları tarafından mahrem yerlerinin keşfedilme korkusu,
-Partnere aşırı ilgi, bağlılık ve sevgi,
-Para karşılığı kurulan ilişkiler veya genelev alışkanlığı,
-Cinsel uyumsuzluk,
-Bilinçaltında yatan cinsel ilişki ile ilgili olumsuz düşünceler,
-Prostatit, üretrit vb. hastalıklar,
-Penil hipersensitivite,
-T12-L1 düzeyindeki nörolojik yaralanmalar,
-Narkotik veya antipsikotik tedavinin aniden kesilmesi vb.

ERKEKLERİN BOŞALMASINI HIZLANDIRAN NEDENLER

-Genç olmak,
-Romantik, içgüdüleri zayıf ve mantığıyla hareket eden erkekler,
-Heyecanlanmak,
-Uzun süren cinsel perhizler sonrası kurulan cinsel ilişkiler,
-Partnerinin daha istekli olması,
-Yeni evlenmiş veya hiç cinsel ilişkide bulunmamış olmak,
-Cinsel ilişki yoğunluğunun azalması,
-Cinsel birleşme esnasındaki gidip gelmelerin hızlanması,
-Kaygılı ve sinirli ruh hali,
-Aşırı istekli olmak veya aşırı cinsel isteğin verdiği gerginlik,
-Eve günün stresinden bunalmış, yorgun ve sıkıntılı bir halde gelmek,
-Performans anksiyetesi yani başarısızlık korkusu,
-Partner olarak seçilmiş kadının cinsel isteksizliği,
-Cinsel zevke önem vermeyen kadınlarla, hayat kadınlarıyla veya yakalanma korkusu olan bir ortamda kız arkadaşlarla yaşanan erken cinsel deneyimler,
-Devamlı alışılmış partnerle değil de ek olarak başka bir partnerle ilişkiye girme,
-Sorunlu veya bozuk giden evlilikler,
-Sertleşme bozukluğu olacağı endişesi vb.

Erken Boşalmada Tedavi
Yüzyılımızın başında dünyanın en önde gelen cinsel bilimcisi olan Havelock ELLIS’in yaşamı boyunca erken boşalma sorunundan kurtulamadığını bilirsek, tedavinin ne denli anlamlı bir süreç olduğunu da görebiliriz.

Erkeklerin boşalmayı kontrol etmeleri tıpkı bisiklete binmek gibidir, öğrenene kadar sıkıntı çekerler ama bir kez öğrendiler mi bir daha unutmazlar
Sonu belirsiz ve zaman sınırlaması olmayan bir cinsel aktiviteye erkekler yönlendirilmelidir. Böylece çiftler arasındaki yakınlık en yüksek düzeye çıkar ve bu yakınlık süreklilik kazanır. Örneğin buz pateniyle dans ederken, buz pistini sınırlayan hiçbir başlangıç ve varılacak son nokta veya bir işaret yoktur. Çiftler özgürce dans ederler. Önemli olan o anı yaşamaktır. Cinsellikte de önemli olan son noktayı düşünmeden telaşsız bir şekilde şimdiye ve duygularımıza yoğunlaşmaktır. Ayrıca yoğunlaşırken bedenimizin serbestçe hareket etmesine olanak tanırsak, cinsellik doğal bir şekilde gerçekleşir. Aksi taktirde “nasıl cinsel birleşme olmalıdır” kavramını tanımlayan toplumun genelinde kabul görmüş cinsel mitlere uygun bir şekilde hareket edersek, ani bir boşalma kaçınılmaz olacaktır. Boşalma bir ateşleme mekanizmasıdır. Ateşleme başladığı zaman hiç kimse hiçbir onu durduramaz, bastıramaz, geciktiremez, denetim altında tutamaz. Yapılması gereken şey, ateşlenme noktasına gelmeden sistemi yavaşlatmak, durdurmak veya kontrol altına almaktır. Bu nedenle erken boşalmanın tedavisinde boşalma süresini uzatmak değil, kişiyi telaşsız bir birleşmenin getireceği sonsuz yakınlık duygusuna ulaştırmak, zamansız bir şekilde cinsel birleşme becerisini ve kalıcı olarak boşalma refleksi üzerinde istemli denetim sağlamayı öğretmek esas olmalıdır. Erkeğin ne kadar sürede boşaldığından çok, boşalmanın istendiği zamanda olması için; düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edilmeli, aşırı heyecanlanıldığında sakinleşene kadar beklenmeli ya da yavaşlamalı ve sakinleştikten sonra yeniden cinsel aktiviteye başlanmalıdır. Bu sayede cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durma öğrenilebilir. Ama bu süreç içinde boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken “sabırsız” olunmamalıdır. Çünkü önemli olan heyecan düzeyi arttığında geri çekilmek gerektiğini anımsamaktır. Erken geri çekilmek, geç kalmış olmaktan her zaman daha iyidir. Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına ulaşmamak için heyecan düzeyimizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz. Bu durum üzerinde şelale bulunan bir ırmakta kayıkta kürek çeken bir kişiye benzetilebilir. Tecrübeli kayıkçı ırmağın durgun sularında kalır, şelaleye fazla yaklaşmaz. Tecrübesiz kayıkçı şelaleye fazla yaklaşırsa kayığın üzerindeki kontrolünü tamamıyla yitirebilir. Eğer kayıkçı şelaleyi aşmayı amaçlamıyorsa yani henüz boşalıp orgazm olmak istemiyorsa, deneyimleri ona, ırmağın durgun sularında kalmayı yani heyecan seviyesini kontrol etmeyi öğretecektir. Bu yöntemin, heyecan seviyesini kontrol etme yeteneğini ortaya çıkarıp geliştirebilmek için cinsel aktivitenin yeterince uzatılmasına olanak tanır.

Tedavide;

-sebebin açığa çıkarılması,
-endişelerin giderilmesi,
-sık cinsel ilişkide bulunarak cinsel gerilimin azaltılması,
-cinsel birliktelikte birden fazla ilişki sayısı,
-ilişki öncesi mastürbasyon yapılması,
-erkeklerin boşalma olmaksızın en az bir saat süreyle sevişmeye motive edildiği carezza yöntemi,
-cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılması,
-soluk almanın kontrol edilmesi esasına dayanan pranayama tekniği,
-lokal anestezikli kremlerin penis başına sürülmesi bazen işe yarayabilir.
-sebebin açığa çıkarılması,
-endişelerin giderilmesi,
-sık cinsel ilişkide bulunarak cinsel gerilimin azaltılması,
-cinsel birliktelikte birden fazla ilişki sayısı,
-ilişki öncesi mastürbasyon yapılması,
-erkeklerin boşalma olmaksızın en az bir saat süreyle sevişmeye motive edildiği carezza yöntemi,
-cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılması,
-soluk almanın kontrol edilmesi esasına dayanan pranayama tekniği,
-lokal anestezikli kremlerin penis başına sürülmesi bazen işe yarayabilir

BOŞALMAYI GECİKTİREN CİNSEL POZİSYONLARI KULLANMA

Cinsel birleşme anında erkeğin pozisyonunun boşalma üzerine etkisi vardır. Bu yüzden bazı pozisyonlarda boşalma daha hızlı olmaktadır. Erkeğin üstte olduğu klasik cinsel birleşme pozisyonu (misyoner pozisyonu) boşalmanın geciktirilmesi için elverişli bir pozisyon değildir. Erkeğin daha rahat olduğu, kolay gevşeyebildiği ve efor harcamadığı kadını kucağına aldığı veya sırt üstü yerde yattığı pozisyonda erkek boşalmasını daha rahat kontrol edebilir. Ayrıca bu pozisyonlarda kadınlar daha hızlı ve rahat orgazma ulaşabilirler.

ÇİN TEKNİĞİ
Eski çağda Çinli erkekler tarafından bulunan bir yöntemdir. Erkek boşalacağını anladığı zaman sol elin baş ve orta parmaklarıyla, testis ve anüs arasında kalan bölgeye derince bastırır. Bu arada nefesini ona kadar sayarak tutar ve verir. Bir iki kez tekrarlandığında bu yöntemle boşalma ertelenebilmektedir.

DÜŞÜNCELERİ KULLANMA
Zamansız bir boşalmayı engellemek için o an başka şeyler düşünmeye çalışılmasıdır. Örneğin ona kadar sayın, o gün kahvaltıda ne yediğinizi düşünün ya da günlerden hangisi olduğunu hatırlamaya çalışın. Fakat şunu da eklemek doğru olur: Boşalmayı geciktirmek için düşünceleri başka konulara yöneltmek ve tamamıyla önemsiz şeylerle yormak, erkeğin cinsel gücü üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğinden pek tavsiye edilmez. Çünkü cinsel ilişki sırasında başka şeyler düşünmek, gerektiği anda boşalmanın oluşmasını da engelleyebilir ve zamanla iktidarsızlık da ortaya çıkabilir.

Yukarıdaki yöntemler denenmesine rağmen erken boşalma eşlerin biri veya her ikisi için dayanılmaz bir cinsel sorun halini gelirse aşağıdaki tedavi seçeneklerine geçilmelidir:

CİNSEL TERAPİ
Cinsel terapiler; bir cinsel terapistin kontrolünde eşlerin birlikte yerine getirebileceği uygulamalardır. Bu uygulamalar eşlere tarif edilerek “ev ödevi” şeklinde yapmaları istenir. En sık olarak “sıkma tekniği” ve “dur-başla tekniği” kullanılır. Bazı vakalarda erken boşalma derinlerdeki bir ruhsal çatışmadan veya depresyondan kaynaklanıyor olabilir. Bunların açığa çıkarılması, “psikoterapi” uygulanması veya depresyonun tedavisi erken boşalmayı ortadan kaldırabilir. Cinsel terapi ile tedavinin erken boşalmada başarı oranı çok ama çok yüksektir.

Cinsel terapide danışanlara, temel hedefi, erkeği heyecanını kontrol etmeyi öğrenmeye yönlendirmek olan 12 haftada toplam 24 saatlik “cinsel heyecan üzerinde istemli kontrol kazanma” eğitim programında aşağıdaki tavsiyelerde bulunulur:

-Partnerinizle birbirinize önce cinsel olmayan beden masajı yapın. Daha sonra cinsel masaj yapın.
-Ön sevişme, cinsel birleşme yada kendi kendini uyarma gibi istediğiniz cinsel aktiviteyi yapmakla başlayın.
-Ön sevişmeyi uzun tutun.
-Cinselliğin bir başlangıcı, ortası veya sonu olduğu düşüncesinden uzak durun.
-Yavaşça soluk alıp verin.
-Ruhunuzu kemiren “telaş” duygusunu tamamıyla dağıtın.
-Öpüşme ve sevişme gibi cinsel aktivitelerin ve hareketlerinizin yavaş olmasına çok dikkat edin.
-Düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edin.
-Aşırı heyecanlandığında kontrolünü yitirmemek için gerektiğinde sakinleşene kadar bekleyin ya da yavaşlayın.
-Yavaşladığınızda veya durduğunuzda derin soluklar alın, gevşeyin, sakinleşene kadar bekleyin.
-Rahatlayıp gevşedikten ve sakinleştikten sonra, daha fazla yavaş olmaya özen göstererek yeniden cinsel aktiviteye başlayın.
-Sevişme pozisyonu, cinsel uyarım şekli, bedenlerin birbirine dokunuş şekli, sevişme deviniminin ritmi gibi uyguladığınız hareketleri değiştirin.
-Bedeninizi partnerinizle uyum içinde hareket ettirmeye çalışın.
-Şimdiye yoğunlaşın ve o anı duyumsayın.
-Duyumsadığınız cinsel heyecanın tamamıyla kontrolünüz altında olduğuna eminseniz, hızınızı kademeli olarak yavaşça arttırın.
-Eğer yeniden çok fazla heyecanlandığınızı hissederseniz, tereddüt etmeden durun. Gerektiğinde durup yeniden başlayın.
-Hiç durmanızı gerektirmeyecek bir hız yakalamaya çalışın. Ama dönüşü olmayan boşalma noktasına yaklaştığınızı hissettiğiniz anda durmaktan kaçınmayın.
-Cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durmayı öğrenin.
-Boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken “sabırsız” olmayın. Çünkü zamanla sezgilerinizle bunu otomatik olarak yapmaya başlayacaksınız. Örneğin futbol maçında her atakta bir gol atılsa, bu durum, ne denli eğlenceli ve heyecan verici olurdu ki? Benzer bir şekilde cinsel deneyimlerimizi de kusursuz bir şekilde kontrol edebilseydik, cinsellik, var olan bütün doğallığını ve heyecanını yitirirdi. Kontrol hiçbir zaman kusursuz olmayacaktır. Unutmayın cinsel heyecanı kontrol etme becerisi bir sanattır.
-Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına ulaşmamak için heyecan düzeyimizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz.
-Uygulama becerisini ise; duygularınızı bastırarak, engelleyerek veya göz ardı ederek değil, tam tersine duygularınızın farkına vararak kazanacaksınız. Çünkü duygularınızı göz ardı etmek veya fethetmeye kalkışmak, insanın kendini kontrol etme yeteneğini ve özgürlüğünü yok edebilir. Aksine cinsel aktivitelerin ortaya çıkardığı güzel duyguları ve cinsel hazzı ne denli içimizde hissedersek, kendimizi o denli kontrol edebiliriz. Ne zaman yavaşlayıp ne zaman da hızlanacağımızı daha iyi anlarız.

Bununla birlikte, bir erkek, boşalmayı kontrol etmeyi yüksek bir uyarım düzeyinde öğrenmeye kalkışırsa, yaşadığı deneyimin boşalma ile yarıda kalması tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. Çünkü her erkek boşalmanın olduğu kaçınılmazlık noktasında duygularını kontrol edemez.

Cinsel heyecan üzerinde istemli kontrol kazanma eğitim programıyla eşler; kendilerini kontrol etme becerilerini arttırabilir, birbirlerinin cinselliklerini keşfedebilir, cinsel tepkilerini öğrenebilir, eğlenebilir, gerginliklerini hafifletebilir, cinsel yaşamlarına ayrı bir tat katabilir, birbirlerini kızdırıp şaşırtabilir, güven kazanabilir ya da aralarındaki yakınlığı ve iletişimi arttırabilirler. Ayrıca erkeklerin fiziksel ve zihinsel duyumlara duyarlılığı azalır ve boşalma refleksinin gerçekleştiği eşik düzeyi yükselir. Böylece boşalmanın gerçekleşmesi için çok daha fazla cinsel uyarıma gereksinim olur.

Erken Boşalmada Öneriler

Bu egzersizler veya tedaviler sonucunda boşalmada yeteri kadar geciktirme sağlanınca, “ben iyileştim ön yargısı” ile hareket etmek doğru değildir. Israrla vurguladığımız gibi erken boşalma bir hastalık olmadığına göre, boşalmanın geciktirilmesi, bir hastalıktan kurtuluş değildir. Böyle bir yargı, ardından gelen cinsel ilişkilerde öğrenilenlerin ihmal edilmesiyle heyecanın artmasına ve sorunun tekrarlamasına yol açabilir. Aslında en doğru olanı, erkeklerin boşalma kontrolü sağlamayı öğrenmesi ve bu tecrübelerini her cinsel ilişkide kullanmaya çalışmasıdır. Ayrıca erken boşalmayı önlemek için aşağıdaki önerilere de kulak asılmasında fayda vardır:

* Açık havada dolaşın
* Heyecanlardan ve önyargılardan uzaklaşın
* Sık banyo yapın
* Sinir sistemini dinlendirici ortamlarda bulunun
* Hafif alkol alın
* Her erkeğin bazen erken boşalabileceğini unutmayın, bu normaldir
* Erken boşaldığınızda her şeyi yitirdiğinizi düşünmeyin, önemli olanın partnerinizle birlikte olmak olduğunu ve her ikinizin de hoşuna giden bir şeyler yapabileceğinizi düşünün
* Eşinize karşı daima sağlıklı ve uyumlu düşünceler besleyin
* Cinsel birleşim öncesi aşk oyunlarını ciddiye alın
* Çift olarak birlikte orgazm olmayı arzulayın, bunun için daha önce bir işaret kararlaştırın ve zamanı gelince bu işaretten yararlanın
* Psikoterapik yardım almaktan çekinmeyin
* Cinsel ilişkide kendinizi kanıtlamak zorunda hissetmeyin
* Aşk kaslarınızı kasıp gevşeterek boşalmanızı geciktirebilirsiniz
* Herkesin cinsel sorunlar yaşayabileceğini unutmayın
* Sık sık çiş yapın ve çiş yaparken kendinizi tutup bırakın, böylece aşk kaslarınızı kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz
* Erkeklerin penisin baş kısmı ve çevresinin uyarılmasıyla büyük heyecan duyduğunu unutmayın
* Kendinizi yetersiz veya suçlu hissetmekte aceleci olmayın
* Yavaşça giriş yapın, penisi olanaklı olduğu kadar derine yerleştirin, hafif hareketlerle devam edin, fazla uyarıldığınızı duyumsadığınızda gidip gelme hareketlerini hemen durdurun, penisinizin başı içeride kalacak şekilde hızla geri çekin, sakinleşene kadar derin derin nefes alıp bekleyin
* Cinsel ilişki sırasında hareketlerinize zaman zaman ara verin, heyecanınızı yatıştırabilmek için dinlenin ve dinlenirken duyguları alevlenen ve sabırsız duruma gelen partnerinizi okşayarak ve klitorisiyle oynayarak uyarmayı ihmal etmeyin
* Her gece yatmadan önce, kendinizi kontrol ettiğiniz uzun bir cinsel birleşmenin hayalini kurun. Yapacağınız bu “fantezi modellemesi”, boşalmanın geciktirilmesini önceden planlamanızı kolaylaştıracaktır
* Erkeklerin ilk birleşmede boşalma süresi daha kısadır ikincisinde daha geç boşalırlar. Bu nedenle ilk birleşmede ön sevişme zamanını uzun tutun ve partnerinizin yeterince uyarılmasını sağlayın. İkincisin de ise partneriniz sizi daha çok uyarsın
* Eşinizle sorunlarınızı konuşun ve kesinlikle iletişim eksikliği gelişmesine izin vermeyin.

yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 20 Mayıs 2012 / 13:10

Erkeklerde Ereksiyon Sorunu Ve Tedavisi

Başarısızlıkların birbirini kovalaması üzerine, bu kez, kadın kuşkuya kapıla­caktır. Bu durumda, cinsel ilişki arala­rında “tabu” bir konu haline gelecektir. Kadınla erkek arasında yavaş yavaş bir suskunluk belirecektir. Aşka yabancı ko nularda bile, bildirişim ortadan kalka­caktır. Aile havası bozulacak, ama eşler­den hiçbiri bunun cinsel nedenlere da­yandığını kabul etmeğe yanaşmayacak­tır. Bu durumda, anlaşmazlık sürüp gi­decektir.

Güçsüzlük çoğu kez, otoriter bir anne eğitiminin sonuçlarına bağlıdır. Masters ve Johnson buna tipik bir örnek olarak, üç yıllık bir güçsüzlükten sonra, Saint Louis’de tedavi edilen 34 yaşındaki bir erkeğin durumunu gösterirler. Bu erkek, çocukluğunda bütünüyle annesinin buyruğu altında yaşamıştı. Ailede kararları anne almakta, harcamaları yapmakta, evin düzeni için gerekli her şeyle ilgilen mekteydi. Baba ise, pısırık, sessiz, içine kapanık bir kişiydi. Annesi izm vermedi ği için çocukluğunda spor yapamamıştı. Bu erkek 28 yaşında, bir sigorta şirketin­de çalışırken, tıpkı annesi gibi otoriter bir genç dula aşık olur ve evlenir. O za­mana kadar hiç cinsel ilişkide bulunma­dığı için, sevişmeyi karısından öğrenir. Cinsel birleşme sıklığını da kadın diledi­ği gibi ayarlar. Kocasını sık sık birleşme­ye zorlar. Geçmişi kendisine bir karşılaş tırma yapma olanağı vermediğinden, er­kek önceleri karısını doyurmaya çaba gösterir. Bir yıllık bir evlilikten sonra, yorgunluk duymaya başlar.
erkeklerde-ereksiyon-sorunu
Ancak yor­gunluk kanısının kendisini aşağılaması­na yol açar. Bu durumda erkek bir fahi­şeyle birleşmeyi dener. Ama penisi yine sertleşmez. Bu durumda güçsüzlüğün nedeni annenin ve karının baskıcı tutu­mudur.
Bunun gibi çok otoriter bir baba da oğ­lunda onun cinsel mutluluğuna zarar ve rebilecek bir güvensizlik duygusunun doğmasına yol açabilir. Gerçekte, bir çocuğun uyumlu psikolojik gelişimi an­ne babanın birbirine karşı uygunsuz davranmasıyla bozulmaya başlar. Mas­ters ve Johnson bu konuda baba baskısı­na şu tipik olayı örnek verirler: ikincil güçsüzlüğe yakalanmış 39 yaşındaki bir erkek Saint Louis kliniğine başvurur. Ço cukluğu, başarılı bir işadamı olan bir ba bayla kültürlü ve yetkin bir ev kadını ol­makla yetinen bir annenin yanında geç­miştir. Babasının evlilik dışı ilişkileri ol­muştur. Baba oğlundan okulda, sporda ve daha sonra, mesleğinde parlak başa­rılar elde etmesini istemiştir.Çocuğun cinsel yaşamı 20 yaşına kadar normal sürmüştür. Sonra evlenmiş ve üç çocuk sahibi olmuştur.On yıl kadar bir zaman boyunca, meslek yaşamı hep başarısızlıklarla geçmiştir.Çekingen olduğundan ve kendine güveni bulunmadığından, en küçük bir tersliği fırsat bilip işinden ayrılmış ve başka bir iş aramıştır. Sonun da babasının işletmesine girmiştir. Ama babası kısa zamanda yeteneksizliğini yüzüne vurmuştur. Bu durum cinsel etkin­liğini de etkilemiştir. Cinsel birleşme sı­rasında, babasının haksız davranışı aklı­na gelmeye ve cinsel heyecanını söndür meye başlamıştır. Böylece kişiliğiyle kendisini ezmiş olan başarılı ve ulaşıl­maz bir babaya karşı duyulan derin nef­ret ve aşırı sevgi cinsel güçsüzlüğe yol açmıştır.

Masters ve Johnson’un hastalarından 26′ sı geçmişlerinde dinsel ilkelere aşırı bağ lılık göstermeleri yüzünden güçsüzlük belirtileriyle karşılaşmışlardır. Bu erkek­ler önceden hiç bir cinsel denemede bu­lunmadan evlenmişlerdir. Cinsiyeti ya­sak ve tiksinti verici bir konu olarak de­ğerlendiren bu hastaların bir kısmı birin­cil güçsüzlük belirtileri göstermekteydi. Bir kısmında ise, evlilik başlangıçta ta­buları yıkmış ve cinsel etkinliği kolaylaştırarak cinsel mutluluk getirmiştir,bu­nunla birlikte,birkaç ay sonra bu erkek­ler yeniden eski sıkıntılarıyla karşı karşı­ya kalmışlardır. Yeniden su yüzeyine çı­kan “günah” kavramı kendisiyle birlikte güçsüzlük belirtilerini de getirmiştir. Bir süre sonra bilinçaltı cinsel birleşmeyi reddetmeğe başlamıştır. Güçsüzlüğü belirleyen şöyle bir durum da söz konusu olabilir: 20 yaşındayken genç ve bakire bir kızla evlenen bir er­kek, daha önce flört etmemiş ve mastürbasyon da yapmamıştır. Kendisi de karı­sı da cinsiyet sözcüğünün bile kötü kar­şılandığı bir ortamda yetişmişlerdir. Er­kek kadın vücudunu hiç tanımamakta­dır. Bununla birlikte, iki kez fahişelerle ilişkide bulunmayı denemiştir. İlkinde, kadın kendisine tahta perdeyle çevrili bir avluda birleşmeyi teklif edince, utanmış birleşmeden kaçmıştır. İkincisinde, bir başka fahişe kendisine prezervatif verince nasıl kullanacağını bilememiştir. Kadın prezervatifi penise kendisi takmayi deneyince genç erkekte doğal olarak erken boşalma olmuştur. Erkek bunun üzerine hiç bir zaman normal cinsel davranışta bulunamayacağı kaygısına kapıl­mıştır. Evliliğinin ilk on ayı içinde de ya­rı güçsüzlük belirtileri ortaya çıkmıştır.

Zaman zaman karısıyla cinsel ilişkide bulunmakla birlikte, cinsel ilişki hep ikinci planda kalmıştır. Erkeğe güvensiz lik egemen olmuş, cinsel yönden doyu­rulmayan kadın ise çocuklarına yönel­miş ve içine kapanmıştır. İkincil güçsüzlük gençliklerinde homo­seksüel ilişkilerde bulunmuş olan erkek­lerde de görülebilir. En ciddi durumlar,sapıklık olarak gördükleri heteroseksüel ilişkilerden kaçmak için evlenmeyenlerin durumlarıdır. Bazıları ise evlenmeyi moral denge sağlamanın çaresi olarak görürler. Ama buna karşılık, bir kadınla ilk temastan itibaren güçsüzlükleri orta­ya çıkanların çoğu bu ikinci türe girer. Bazıları başlangıçta gerçek bir sevgi üze rine kurulmuş sakin bir evlilik yaşamı sürdürmeyi ve kanlarıyla uyumlu cinsel ilişkilerde bulunmayı başarırlar. Ancak daha sonraki yıllarda, bastırabileceklerini sandıklarını bir takım eğilimlerin belirdiğini görürler. Bu homoseksüel eğilim­ler yüzünden, bazen bir başka erkek için ölçüsüz bir tutku başgösterir, bunun ilk sonucu kadınlara karşı ilginin bütünüyle ortadan kalkması olur.

Erkek bu durumda ikiye bölünür ve yeni eğilimlerini karısından gizlemek için “çift cinsel yaşam” sürmeyi dener. Ka­dın çok geçmeden kocasının cinsel ye­tersizliğini fark eder. Erkek ise hetero­seksüel ilişkileri bir zorlama kabul etti­ğinden güçsüzlüğü gitgide ilerler. Bu gibi güçsüzler gençliklerinde homo­seksüel etkinlikte bulunmuşlar ancak da ha sonra bu etkinlik hızla kaybolmuşÂ­tur. Gençliklerinde kızlara karşı koruyu­cu bir “ağabey” tutumu takınmışlardır. Kalp hastalıklarından, aşırı ilâç kullan­maktan, genel bir enfeksiyondan, iç salgıbezi bozukluğundan ya da şeker has­talığından gelen cinsel güçsüzlükler de vardır. Ciddi bir araştırmayla bunların nedenleri bulunabilir. Doktor uygun te­davi yolunu bundan sonra seçer. Bununla birlikte, sadece fizyolojik görünüşlü bazı güçsüzlüklerin ruhsal yapının derinliklerlne kök salmış bir yürek darlığının dış belirtileri olabileceğini de akıldan uzak tutmamak gerekir.Aşırı yorgunluk çoğu kez cinsel yorgunluğa yol açar: Bu durumda alkolden yardım ummak cinselgüçsizlüğü daha da çoğaltır.

yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 20 Mayıs 2012 / 13:07

İmpotans, erkeğin normal bir koitus için yeterli bir penis ereksiyonu gerçekleştirememesi durumudur.İmpotans nedenlerini psikolojik, bedensel ve yaşlılık olmak üzere üç grup altında inceleyebiliriz.İmpotans vakalarının yaklaşık olarak % 9O’ı psikolojik nedenlere bağlıdır. Bunlardan bazılarını şöyle özetleyebiliriz.

Cinsel ilişkiden suçluluk duyma, korkma, depresyon, eşin cinsel ilişkide tamamen pasif kalması, eşini memnun etmeyi aşırı derecede istemek, eşe karşı engellenmiş fakat uzun süren aşın istek duymak, eşini memnun edememekten korkmak, heyecan, sinirlilik, eşine gücenmek. Bazı vakalarda ise impotansın nedeni belli bir yer, belli bir saat veya belli bir cinsel birleşme pozisyonu olmaktadır. Bedensel nedenlere bağlı impotanslar da şöyle özetlenebilir; Şeker hastalığı, alkolizm,sarhoşluk, uyuşturucu madde alışkanlığı, amfetamin kullanımı, bazı sinir sistemi hastalıkları (örneğin multiplskleroz, bazı omurilik kesilmeleri) hipotiroidizm, hipofiz bezi yetmezliği Yaşlılıkta împotans gelişmesi bir kural değildir. 80 yaşma ve daha sonralarma kadar cinsel istek ve ereksiyon, varlığını koruyabilir. împotans nedenleri yukarıda belirttiklerimizden çok daha fazladır. Tedavi etkene göre değişmektedir. Fakat vakaların % 90′ının psikolojik kökenli olduğu anımsandığmda bu konuda psikiyatristlereÖnemli görevler düştüğü ortaya çıkar. Günümüzde yapılan ayrıntılı çalışmalar, impotans vakalarında organik nedenlerin sanılanın üstünde olduğunu ortaya kovmuştur. Aşağıda organik impotans nedenleri sıralanmıştır:

1. Anatomik bozukluklar: Testislerin yokluğu -epispadias, hipospadias -mikrofallus – pimozis -peyronie hastalığı.

2. Kalp-akciğer hastalıkları: Angına pektoris -miyokart infarktüsü – amfizem.

3. İlaçlara bağlı impotans: Alkol, amfetaminler (uyarıcılar), antihistaminler, barbitürat ve bro-mürler, kokain, eroin, morfin, imipramin, reser-pin, digital, aşırı nikotin.

4. Hormonal bozukluklar: Akromegalie, Addison hastalığı, Cushing Sendromu, diabet (Şeker hastalığı), hipotiroidi, tireotoksikoz.

5. Kan hastalıkları: Lösemi, anemi, Hodgkin hastalığı.

6. Metabolik hastalıklar: Karaciğer sirozu – Böbrek yetmezliği

7. Nörolojik hastalıklar: Beyin tümörleri. Parkinson hastalığı, Tabes dorsalis, elektroşok tedavisi.

8. Cerrahi: Abdominoperineal rezeksiyonlar, sis-tektomi, sempatektomi beyin ameliyatları.

9. Damar hastalıkları: Aort anevrizmaları, iliak arter tıkanmaları; Leriche Sendromu, arterioskle-roz, priapizm.

10. Ötekiler: Bazo metal zehirlenmeleri, radyasyon, travma.

TANI
Cinsel iktidarsızlık hep korku ve tedir­ginlik yaratan bir sorun olmuştur. Hasta ve hekimin ilk karşılaşması hekimhasta İlişkisinin sağlıklı gelişmesi bakı­mından büyük önem taşır.
Hasta yalnız fiziksel olarak değil, sosyokültürel ve psikolojik olarak da değerlendirilmelidir. Böylece tedavinin .başarıya ulaşması daha kolaylaşır. 4&. Her durumda organların incelenme­sine öncelik vermek gerekir. Bu tür bo­zukluklar genellikle belirti vermesine karşılık, sinsi bir süreç izleyen organik bozukluklar da araştırılmalıdır. En kü­çük olasılıkları bile göz ardı etmeden yapılacak gözle muayeneden radyolojik araştırmalara ve laboratuvar incelemele­rine kadar uzanan geniş bir inceleme süzgecinden geçirilecek hastanın var olabilecek organik bozuklukları açığa çıkarılmalıdır. Organik bir bozukluğu olan hastanın psikoterapiye gönderilme­si hastalığını daha iyi kabullenebilmesi dışında hiçbir yarar sağlamaz.

Tam için hastayı yıpratıcı “ağır” in­celemelere girişmek de yersizdir. Hasta­lığa doğru yaklaşım, tam yöntemlerinin seçimini de kolaylaştıracaktır. Hastanın Özgeçmişi sertleşme bozukluğunun ne­denini ortaya çıkarabilir. Hastadan cin­sel sorununu kesin, ayrıntılı ve yanıltıcı olmayacak biçimde tanımlaması istenir. Sertleşme sorununun cinsel istekte azal­ma, boşalma bozukluğu ya da orgazm olamama gibi durumlarla birlikte görü­lüp görülmediği sorulur. Özellikle sert­leşme, boşalma ve orgazmın mastürbas­yon ile gerçekleşip gerçekleşmediğini ortaya çıkarmak büyük önem taşır. Ay­rıca bunların yeni bir eşle mi yoksa her zamanki eşle mi, gece mi yoksa uyanık­ken mi olduğu da sorulur.

Doktor muayenesinde nörolojik bo­zukluklara ilişkin çok az bilgi elde edi­lebilir. Eşeysel organların İncelenme­sinde ikincil eşey (cinsiyet) özellikleri, göğüs büyümesi olup olmadığı, erbez-leriyle prostatın büyüklüğü ve kıvamı, bağdoku artmasına ilişkin bir durumu dışarda tutmak için kamışın dikkatle incelenmesi gibi noktalara özen göste­rilir. Muayene sertleşmemiş durumdaki kamışın incelenmesiyle tamamlanır. Peyroni hastalığı ya da yaygın biçimde kamış sertliği olarak bilinen durum ak-kılıf katmanında ya da gözenekli cisim­lerde lifli dokunun artmasıyla açıkla­nır. Esnek olmayan bu doku, sertleşme sırasında kamışın anatomik yapısında kıvrılma, büzülme gibi biçim bozuk­luklarına yol açarak birleşmeyi zorlaş­tırır.
Bu nedenle hastadan Polaroid tipi makineyle kamışının sertleşme durumu­nu değişik açılardan gösteren fotoğraf­lar çekmesini istemek yararlı olabilir.
Cinsel iktidarsızlık tanısı koyarken sertleşme ve boşalma bozuklukları ara­sında ayırım yapmak ve bunlara bağlı organik ya da işlevsel nedenleri değer­lendirmek gerekir.

• Sertleşme bozuklukları v Mn n
- Organik kökenli bozukluk olasılığını yükselten belirtiler: Karşı cinsle ilişki kurma sorunları olmayan bir kişide gi­derek sertleşme bozukluğunun baş gös­termesi, kamışta soğuklukla birlikte gö­rülen yetersiz sertleşme ve her sertleş­menin olması gerekenden kısa sürmesi.
Bu belirtilerin hepsi atardamar ve sinir sistemine yönelik incelemeleri gerektirir.
- işlevsel kökenli bozukluk olasılığını yükselten belirtiler: Bazen tam istendiği gibi gerçekleşen birleşmelerin de görül­düğü yerine göre sertleşme durumları.
• Boşalma bozuklukları
- Erken boşalma olgularının çoğu işlev­sel ve psikolojik nedenlere dayanır.
- Daha çok işlevsel kökenli olan geç bo­şalma özellikle eşler arasındaki ilişkinin sorunlu olmasına bağlıdır.
- Spermasız boşalma, sertleşmeden bo­şalma ya da içe boşalma hekimi organik bir neden arayışına yöneltir.
İNCELEMELER
Laboratuvar incelemesinde, aç kamına
kan şekeri ve lipit (kolesterol ve trigliserit) düzeylerinin Ölçülmesi, karaciğer ve böbrek işlevlerinin değerlendirilmesi önemli bilgiler sağlar.
Hormon incelemesinde, testosteron, prolaktin ve erbezlerinden hormon sal­gılanmasını uyaran hipofiz hormonları­nın kandaki düzeyine bakılır (FSH, LH).
• Uyarı potansiyelleri – Burada söz konusu olan, uyarıya karşı duyarlılık düzeyi ve verilen tepkinin hızıdır. Has­talığın sinir sistemine ilişkin bir bozuk­luktan kaynaklanabileceği kuşkusu var­sa beyin kabuğu (korteks) ve kuyrukso-kumu uyan potansiyelleri ölçülerek ke­sin bir sonuca varılabilir.
Elektrik verilerek kamış derisi uya­rılır ve sünger si-soğancık(bulbokaver-nöz) kasına iğne biçiminde bir elektrot bağlanarak uyarı ve kasın bu uyarıya verdiği ilk kasılma arasında geçen za­man ölçülür. Sinirler bozuksa uyan geç iletilir. Böylece kas kasılmaz ya da za­yıf kasılır.
Normal değer yaklaşık 40 milisani­yedir. Sertleşmeyi sağlayan refleksin duyarlılık düzeyi, kamışın üst sİnirinde-ki iletim hızı ölçülerek de ortaya çıkarı­labilir.
Bazı uzmanlar gece sertleşmesi testi yaparak iktidarsızlığın organik mi, yok­sa psikolojik kökenli mi olduğu konu­sunun aydınlatabileceğini öne sürmüş­lerdir. Bu testte kamış ucu ve köküne yerleştirilen halkalar yardımıyla uyku sırasında sertleşme olup olmadığı üst üste üç gece gözlenir. Kamış sertleşti­ğinde sertlik ve derecesi kaydedilir. Ge­ce sertleşmeleri psikolojik kökenlidir ve uykunun değişik evrelerine bağlı olarak kendiliğinden gerçekleşir. Bu tür sertleşmeler üreme sistemiyle ilgili uyanlardan ve idrar kesesindeki basınç­tan bağımsız olduğu için refleks olarak nitelenemez.
Gece sertleşmelerinin süresi, sıklığı ve şiddeti yaşa bağlı olarak değişir. 15 yaşındaki bir gencin kamışı uykuda or­talama 4 kez ve toplam 30 dakika sert­leşirken, aynı kişi 70 yaşma geldiğinde kamış sertleşmesi 2 keze iner ve sert­leşme süreleri de kısalır. Bu’ test çok sa­yıda yanıltıcı olumlu sonuçlar verebil­diğinden, güvenilir bir tanı yöntemi olarak görülmemelidir. Aynca uyku sı­rasında sertleşmeyi sağlayan sinir ileti­mi kanallarının cinsel ilişki sırasında kullanılan kanallardan farklı olduğu da öne sürülmüştür.

• Kamışta kan dolaşımını inceleyen testler – Geçmişte kamıştaki atardamar dolaşımım inceleyen birçok test gelişti­rilmişti. Ama bu testlerin büyük bir bö­lümü kamış yumuşakken uygulandığı için başarılı sonuçlar vermedi. Daha sonra gözenekli cisim içine damar ge­nişletici ilaçlar vererek kamışın sertleş­miş durumda incelenebilmesi sağlandı. Bu yöntemin kullanılması cinsel ikti­darsızlık konusuna olan yaklaşımda bir devrim yarattı. Daha Önce de belirtildi­ği gibi kamış sertleşmesi, damar ve si­nir sistemlerini ilgilendiren bir olaydır. Atardamarlar genişler, gözenekli ve süngersi cisim boşluklan kanla dolar, genişleyen bu dokular toplardaman sı­kıştırarak kanın kamıştan çıkmasını ön­ler. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda gözenekli cisim içine verilen papaverin ya da prostaglandin El (PG El), sertleşme sağlayan sinirlerde elek­trik uyansı sonucu oluşan yanıta benzer bir yanıt alınmasını sağlamıştır.

Günümüzde çoğu araştırmacıya gö­re, 40 mg papaverin ya da 10 mikrog-ram PG El’in gözenekli cisme verilme­siyle 10 dakikadan kısa bir süre içinde 30 dakikadan uzun sertleşmenin sağ­lanması, atardamarlarda bir sorun ol­madığını gösterir. Öte yandan sertleş­menin kısa sürede gerçekleşip çabuk sönmesi, toplardamar yetmezliğini dü­şündürür.
Atardamar yetmezliğinin var olduğu durumlarda sertleşme için gerekli süre 20 dakikayı aşabilir. Damara etki eden ilaçların gözenekli cisme verilerek sert-leştirilen kamışın atardamarlarındaki kan akışı ultrasonografa bağlı Doppler aygıtıyla incelenebilir. Böylece göze­nekli cisim atardamarının iç çapı, ayrıca damar genişletici ilacın verilmesinden önce ve sonraki kan akımı da ölçülebilir.

Normal test sonuçlarına göre damar genişletici ilaç verildikten sonra atarda­mar çapı yüzde 75′i aşan bir oranda ge­nişler ve kan akımı saniyede 30 cm hıza ulaşır. Eğer çap artışı yüzde 25′ten az, kan akım hızı saniyede 20 cm’nin altın­da ise hastada atardamar yetmezliğin­den söz edilebilir.
Sertleşme sırasında toplardamar ka­çağı ya da atardamar darlığı olup olma­dığını belirlemek için daha ileri araştır­malara girmek gerekir. Bu araştırmalar temel olarak gözenekli cisimdeki kan toplanma durumunu gösteren ölçümle­re, ayrıca kamış ve kalça kemeri bölge­sinin atardamarlarına yönelik arteriyo-grafilere (atardamarın kontrast madde verilerek görüntülenmesi) dayanır.
Gözenekli cismin durumunu incele­yen yöntemlerden biri olan kaverozometri için hastanın hastaneye yatmasma gerek yoktur. Bu yöntemde gözenekli cisme 40 mg papaverin ya da 20 mg pa­paverin ile 1 mg fentolamin verilip kamış köküne esnek bağ sarılır. Bu bağ yaklaşık 2 dakika sonra çözülür. Gözenekli cisimdeki basınç yaklaşık 15 da­kika boyunca saptanır.

Bulunan değer­ler 90 mmHg’yi (milimetre cıva basın­cı) aşıyorsa hastanın atar ve toplar da­mar mekanizmalarında bir bozukluk yoktur. Bu basınca ulaşılamıyorsa daki­kada 5 mi hızla, 36°C sıcaklıkta Ringer eriyiği ya da serum fizyolojik verilir. Bu uygulama basınç artışı durana değin sürer. Erişilen en yüksek basınç değeri kaydedildikten sonra gözenekli cisim içindeki basınç yeterli bir düzeye çıka­na kadar dakikada 15 mi hızla serum verilmesi sürdürülür. Basınç 90 mmHg’yi aşınca serum verme hızı azal­tılır ve basıncı 90 mmHg’de tutmak için gerekli serum verme hızı belirlenir. Da­ha sonra serum 5 dakika için kesilir ve basınç kaydına ara verilir. Bu aşamada kavernozografiye geçilir: Ringer eriyiği ya da serum fizyolojik ile l’e 1 oranın­da sulandırılmış 30-50 mi kontrast madde hastaya hızla verilir. Daha sonradikey, eğik, sol ve sağ yanlardan rönt­gen çekilir.

• Psikolojik değerlendirme -

Nedeni ne olursa olsun, sertleşme bozukluğu­nun psikolojik uzantılarının da bulundu­ğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, sert­leşme bozukluğunda cerrahi yaklaşım­dan önce (protez takılması ya da damar cerrahisi) hastalığın psikolojik etkileri ayrıntılı biçimde irdelenmeli, olası so­nuçlar açık biçimde ortaya konmalıdır.anîsbüzgen kasının kasılması

İktidarsızlık Tedavisi
Her hastalıkta olduğu gibi sertleşme bo­zukluğunda da tedavinin başarısı, tanı­nın doğru konması ile yakından ilişkili­dir. Hormon kaynaklı sorunlarla ilgili olarak, kandaki testosteron düzeyinin sertleşmede tek etken olmasa bile önemli bir rol oynadığı kanıtlanmıştır. Ayrıca ruhsal çöküntü dönemlerinde kandaki testosteron düzeyinin ve cinsel isteğin azaldığı, sertleşme durumunun olumsuz etkilendiği bilinmektedir. Er-bezlerindeki işlev bozulduğuyla ilgili olarak ortaya çıkan durumun erbezlerinden mi, yoksa hipotalamus ya da hipo-fizden mi kaynaklandığı belirlenmeli­dir. Bunun için olası birincil hipotala­mus tümörleri ya da başka organ tümör­lerinin hipotalamusa sıçrama olasılığı dikkate alınmalıdır.

Erbezlerinin ken­dinden kaynaklanan işlev bozukluğunda düzeyi zaten yükselmiş olan gonadotro-pinle tedaviye gerek yoktur. Bu olgular­da tek tedavi yöntemi hastalara ilaç ha­linde hazırlanmış testosteron verilmesi­dir. Kanda prolaktin düzeyinin yüksek olması, sık sık cinsel işlev bozuklukla-nyla birlikte görülen hormon bozuklu-, ğudur. İlaçların yan etkisine bağlı ol rak gelişebildiği gibi, hipotalamus ya < hipofız tümörlerinden de kaynal^lanabi-j lir. Tiroit hastalarının tedavi edilmesi ve şeker hastalarında metabolizma denge­sinin düzene konması bu kişilerdeki cinsel sorunlarda da iyileşme sağlar.
• Damarları etkileyen ilaçların göze­nekli cisim içine enjekte edilmesi -
nir sistemi, damar sistemi ve psikolo kaynaklı sertleşme bozukluklarının davisinde gözenekli cisim içine, dam ‘ lan etkileyen ilaçlann verilmesi öne bir yeniliktir. Bu tedavide en sık ku nılan ilaçlar papaverin, fentolamin son yıllarda prostoglandin El’dir. Bu ilaçların ayrı ayrı ya da birlikte kullanıl­ması durumunda yan ikiler ve uzun dönemde başka bo Kİar görülebilir. Daha önemsiz ola . iğnenin girdiği bölgede geçici ağrı, cücük morarma ve kanamalar oluşabilir.
Olguların yaklaşık yüzde 6-10′unda ortaya çıkan en Önemli yan etki iğneden sonra sürekli sertleşme durumunun gö-rülmesidir. Olguların yaklaşık yüzde 4′ünde ise birkaç ay boyunca yinelenen tedaVi sonucu iğne yapılan bölge dışın­da da sertlikler görülür. Bazı olgularda kendiliğinden kaybolan bu sertlikler te­daviye engel oluşturmaz. Ama bazen kamış protezi uygulanmasını da güçleş­tiren bir lifsi doku gelişebilir.
Bu yöntemin görece basit ve güveni­lir olması, hastaların kendilerine iğne yapabilmelerini sağlar. Hastalara, iğne yapmanın tüm evreleri ve yan etkilerine ilişkin bilgi verilerek, bu tedaviyi kendi istekleriyle kabul ettiklerim gösterir bir belge imzalatılır. Kendine iğne yapmak isteyen hastalar kısa bir kurs görerek, siyeği ve kamış sırtındaki sinir ve da­marları delmeden gözenekli cisim içine iğne yapmayı öğrenirler.
Gözenekli cisim içine iğne yapmak, derialtma iğne yapmaktan farklıdır. Gö­zenekli cisme ilacı vermeden önce, ka­nın şırınga içine çekilmesine gerek yok­tur. Hasta iğnenin gözenekli cisme gir­diğini, geçilen dokuların gösterdiği di­renç farkım hissederek anlamalı ve bun­dan emin olmalıdır. Gözenekli cisim dı-Şina yapılan iğnenin lifsi doku gelişme olasılığını yükselttiği görülmüştür.
Uzmanlar için önemli bir konu, uygu­lanacak ilaç ve dozun seçimidir. Hasta­nın hekim tarafından belirlenen doza sa­dık kalması ve haftada bir-iki iğneyi aş­maması çok önemlidir. Sonuç olarak, bu uygulamanın uzun dönemde ortaya çıkan yan etkileri ve hastaların iğne yapmaktan hoşlanmaması nedeniyle geçici bir tedavi yöntemi olduğu belirtilmelidir.
• Cerrahi tedaviler – Son yıllarda orga­nik ve Özellikle damar kökenli cinsel ik­tidarsızlık tedavisinde başarılı sonuçlar elde edilmiştir. Bu başarı sertleşme sıra­sında kanın atar ve toplar damarlardaki akışının daha iyi bilinmesi, arteriyografı, kavemozometri (gözenekli cisme serum fizyolojik verilerek sertleşme derecesi ve süresinin ölçülmesi) gibi tanı yöntemle­rindeki gelişmeler ve mikrocerrahi tekniklerindeki ilerlemelerden kaynaklan­maktadır. Cerrahi tedavi ile en başarılı sonuçlar, travmaya bağlı atardamar ha­sarı görülen genç hastalarda elde edil­mektedir. Bu gruptaki hastalarda atarda­mar ağı genellikle iyi durumdadır.
Toplardamar kaynaklı cinsel iktidar­sızlık 5 alt grupta incelenebilir: 1 – Büyük toplardamarların doğrudan gözenekli cisim içinden çıkması. Bu durum gençlerde görülen doğuştan ikti­darsızlık nedeni olabilir.
2- Akkılıf katmanındaki zayıflamalar sonucu geniş toplardamar kanallarının oluşması. Bu durum yaşlı hastalarda görülür.
3- Gözenekli cisim düz kaslarının top­lardamarların sıkışmasına yol açacak kadar gevşeyememesi. Bunun nedeni lifsi doku oluşumu ya da kaslarda geri­leme (atrofi) ve işlevsel özelliklerin kaybolması olabilir.
4- Sinir iletiminde görevli kimyasal maddelerin yetersizliği. Bu durum si­nirsel ve psikolojik kaynaklı iktidarsız­lıkta görülebildiği gibi, çok sigara içen­lerde de görülür.
5- Gözenekli cisim ile süngersi cisim arasında doğuştan olağandışı bağlantı yollarının bulunması, sürekli sertlik du­rumunun tedavisi sonrasında kamış ba­şı ile gözenekli cisim arasında açık ka­nallar kalması ya da siyekte yapılan cerrahi girişimler sonucunda gözenekli cisim ve süngersi cisim arasında bağ­lantı oluşması.
Cerrahi tedavinin başarısı, toplarda­mar kaynaklı sertleşme bozukluğu tipi­nin tam olarak ne ve atardamar sisteminin durumuna bağlıdır. Yukarıdaki sıralamada 1. ve 5. gruba giren olgularda doğuştan ya da sonradan ortaya çıkan kanalın bağlana­rak olağandışı toplardamar oluşumunun ortadan kaldırılması başarılı sonuçlar verir. Ama 2. ve 3. gruba giren olgular-daki cerrahi girişimlerin başarı olasılığı düşüktür. Bu olguların çoğunda kamış protezlerinin kullanılması yoluna gidi­lir. 4. gruptaki cinsel iktidarsızlık olgu­larında ise cerrahi girişim uygulanmaz.
Cerrahi girişimler kamış duyarlılığı­nın azalmasına, kamışın kısalmasına yol açan nedbelerin ortaya çıkmasına ve ameliyat sonrası uzun süren ödem görülmesine neden olabilir.
Tedavi edilen ve uluslararası düzey­de yayınlanan olgu sayısının azlığı ne­deniyle bu hastalıktaki cerrahi girişim­lerin başarı oranım belirlemek zordur. Gene de tedavi edilen olguların yüzde 50′den fazlasında başarılı sonuçlar alın­dığı söylenebilir.
• Kamış protezleri – Sertleşme bozuk­luğunun tedavisinde kamış protezleri­nin kullanıma girmesi de önemli bir adımdır. Bu tedavi yöntemi 50 yılı aş­kın bir süredir uygulanmaktadır. İlk protezler kıkırdaktan yapılıyordu. Daha sonra doğal maddelerin çözünme soru­nuna karşı protez yapımında yapay maddeler kullanıma girdi. Bu dönemde iki tip protez geliştirildi: Yan sert ve şi-Şİrilebilir protezler. Bütün hastalar için en uygun tek bir bilir ve yıllar boyunca karşılaşacakları mekanik aşınmaya daha dayanıklıdırlar.
Yan sert protezlerdeki son gelişme­lerden biri bükülebilir protezlerdir. Bu protezler içerdikleri bükülebilen bir gü­müş telden ötürü istenen duruma getiri­lebilmekte, dolayısıyla estetik açıdan daha iyi sonuçlar vermektedir.
Psikolojik ve estetik açıdan daha olumlu sonuçlar verecek, işlevsel ba­kımdan doğala yakın protez talebinin artması karşısında 1973′te şişirilebilir kamış protezleri geliştirildi. Gözenekli cisimler için iki silindir, bir depo ve pompadan oluşan bu protezin, olumlu özellikleri yanında silindirlerden sıvı kaçağı, silindirlerin genişlemesi ve en­feksiyon tehlikesinin yüksekliği gibi yan etkileri de vardır. Şişirilebilir pro­tezlerin olumsuz yönleri yıllardan beri sürdürülen araştırmalarla giderilmeye çalışılmaktadır.
Kamış protezi takılacak hastaların kendilerine uygulanacak yöntemin yan etkileri ve yaratacağı sorunlara ilişkin bilgilendirilmesi gereklidir. Protez psi­kolojik muayeneler ve testlerden sonra takılmalıdır. Ayrıca bu girişimin geriye dönüşsüz olmadığı, hoşnut kalmama durumunda başka bir protezin denene-bileceği de anlatılmalıdır.
• Dışarıdan uygulanan araçlar – Cin­sel iktidarsızlığın tedavisinde dışarıdan uygulanan araçlardan da kısaca söz et­mekte yarar vardır. Burada dölyoluna girişi sağlayacak kadar sertleşme ve sertleşmenin sürmesini sağlayan araçla­ra değinilecektir. Bunlar temel olarak vakumla kamışa kan hücumunu sağla­yan ve bu kanı bir süre koruyan aygıt­lardır. Osborne’un ErecAid System’i plastik silindir, emme yaratan pompa, bağlantı borusu ve esnek banttan olu­şur. Kamış silindir içine yerleştirilir. Daha sonra pompa yardımıyla sağlanan emme kuvvetinin yarattığı negatif ba­sınçla kamışa kan hücum etmesi sağla­nır. Böylece normaldekine benzer bir sertleşme elde edilir. Sertleşmenin sü­rekliliği penis kökünü saran esnek bant­la sağlanır. Bu İşlemlerden sonra sert­leşmiş kamış silindirden çıkarılır. Sert­lik 30 dakikadan az bir süre boyunca korunabilir.
Daha değişik bir tasarımın ürünü olan Synergist Erection System’da say­dam silikondan yapılmış bir prezervatif kullanılır. Yumuşak kamışı destekleyecek kadar sert olan bu prezervatif kamı­şa geçirildikten sonra bir boru yardı­mıyla emme kuvveti yaratılır. Daha sonra borudaki vana kapatılarak penis köküne doğru katlanır. Kullanıldıktan sonra vana açılarak araç çıkarılır.
Bu araçların görece kullanışlı, güve­nilir ve ekonomik olma üstünlükleri var­dır. Ayrıca cerrahi girişim gerektirme­dikleri ve başka ilaç tedavileri il& etkile­şim göstermedikleri için istendiği an kullanılabilirler. En önemli olumsuz yönleri ise belirli bir el yatkınlığı iste­meleri ve sertleşme süresinin yarım saa­tin altında kalmasıdır. Ayrıca bu araçla­rın pıhtılaşma bozukluğu olan hastalar­da son derece dikkatli kullanılması gere­kir.

SONUÇLAR
Cinsel sorunlar karmaşık bir araştırma konusudur. Eskiden göz ardı edilen ne­denlerin günümüzde daha iyi anlaşıl­ması ve uygulamadaki ilerlemeye kar­şın, cinsel işlev bozukluklarının tedavi­sinde çeşitli sorunlarla karşılaşılmakta­dır.
İleri tam teknikleri, ilaç tedavisi ve Özellikle gözenekli cisim içine verilea damarlara etkili ilaçlar bu alanda önem­li bir gelişme sağlamıştır. Ayrıca, göze­nekli cisimlerdeki damar ağının mikro-cerrahi yöntemleriyle yeniden düzen­lenmesi ve kamış protezleri sayesinde doğal sertleşmenin daha başarılı bir bi­çimde taklit edilebilmesi, bir zamanl» psikolojik kaynaklı olduğuna inanıl» sorunlara daha kolay çözüm bulunması­nı sağlamıştır.
Bununla birlikte, tıbbi ve cerrahi te­davilerin yüksek iyileşme olasılığı sun­masının yanı sıra bütün cinsel sorunlu­da olduğu gibi sertleşme bozukluğunda da sorunun işlevsel ve kadın-erkek iliş­kisinden kaynaklanan yönleri olduğa unutulmamalıdır. Bu nedenle hekim hastasını yalnızca “çalışmayan bir or­gan” olarak görmemeli, onu karmaşfc sorunları olan bir birey olarak değerlen­dirmelidir. Cinsel sorunları nedeniyle uzmana başvuran hasta bunu yalım sertleşme bozukluğuna çözüm aramak için değil, kendi değerlerini, korkulana ve yaşam görüşünü karşısındaki kişiye aktarmak için de yapar. Uzman, bu ine-sajlan anlamalı ve sertleşme bozuklu­ğunun nedeni organik de olsa, hasta kişiliğini ve ilişkilerini dikkatle incele­melidir.

yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 20 Mayıs 2012 / 13:04

Spermatik kordondaki toplardamarların genişleyip kıvnmlaşmasıyla varise dönüşmeleri durumuna ‘Varikosel’ denir. Genellikle 20-30 yaşlarında ve bekarlarda ortaya çıkmaktadır. Skrotum derisinde, kıvrımlı varisleşmiş damarlar görülür. Çoğu vakada herhangi bir yakınma ortaya çıkmaz. Bazı vakalarda ise ağrı gelişebilir. Gerektiğinde ameliyatla varisler çıkartılabilir. Varikoselin kısırlık nedenleri arasında Önemli yeri vardır.Spermatik toplardamarlann (ersuyu kordonu toplardamarlaıının) genişleme­siyle ortaya çıkar. Başka hastalıklara bağlı olarak toplardamarlarda yukarıya doğru kan akımının engellendiği ve özellikle sol böbrekte tümörün yol açtı­ğı semptomatik (belirtisel) varikoselden farklıdır. Hastalık hemen her zaman sol tarafta görülür. Bacaklarda görülen va­rislerde olduğu gibi, toplardamar doku­sundaki hatalı oluşumun ardından orta­ya çıkar.Hastalık genellikle pleksus pampiniformisin (ersuyu kordonu top­lardamar ağı) Ön grubuna yerleşir. Daha çok sol tarafta görülmesinin nedeni, bu taraftaki spermatik toplardamarın sağ taraftakinden farklı olarak doğrudan böbrek toplardamarına ağızlaşmasıdır. Burada herhangi bir kapakçık sistemi bulunmamaktadır. Kendi başına ağır bir hastalık olmayan varikosel, daha çok genç erkeklerde görülür ve ayakta dura­rak iş yapan kimselerin karşılaştığı bir meslek hastalığı niteliğini taşır.Hareket edildiğinde ağrı ve ağırlık duyulur, ha­reketlerde zorlanma meydana gelir.Varikosel, tanısı kolay konabilen bir hastalıktır. Hasta ayakta dururken, er-bezi torbasının (skrotum) elle yoklan­ması sırasında yumuşak kıvamda, es­nek ve ağrısız toplardamar paketleri ele gelir. Hasta yatar duruma geldiğinde bu bulgular azalır. Söz konusu paketler ço­ğunlukla skrotumun yüzeyel toplarda­marlarının varisleriyle birlikte bulunur. Tabloya ağrı, ağırlık hissi, hareketlerde zorlanma gibi işlevsel belirtiler eşlik eder.Hastalığın gidişi değişkenlik göste­rir.Bazı olgularda hastalık çok hızlı bi­çimde kötüleşir. Bazı durumlarda ise daha başlangıç döneminde iyi gidişli-dir. Hastalığın gidişme ve hastanın mesleğine göre uygun bir tedavi planı oluşturulur.Varikoselin ilerlemeyen olgularında suspansuvarla (aşıcı bağ) erbezi torba­sının yukarı kaldırılması yeterli olabil­mektedir. Öbür olgularda ise cerrahi gi­rişim önerilir. Özellikle sperm sayısının ve hareketinin olumsuz etkilendiği ol­gularda cerrahi girişim kesinlikle gerek­lidir. Aksi durumda kısırlık görülebilir. Erbezinde önemli ölçüde hasar ortaya Çıktıktan sonra cerrahi girişimin yaran olmaz. Bu nedenle erken cerrahi girişim önerilir.SIK SORULAN SORULARVarikosel her zaman bir kısırlık nedeni midir?Hayır. Tam anlamıyla döl verebilen varîkosellı erkekler vardır. Ama çocuğu olmayan kişilerin büyük bir bölümünde varikoselİn bulunduğu gözlenmiş ve bunun cerrahi yolla çıkarılmasından sonra döllenme sıvısının (ersuyu) yapısın­da bir düzelme meydana gelmiştir; yani döllenme için yeterli sayıda spermin oluştuğu saptanmıştır.Doğumsal olmayan varikosel olguları var mıdır?Sağ testiste bir varikosel görüldüğünde, genellikle yakın zamanda ortaya çı­kan ve yukarıdan aşağıya toplardamar akımını engelleyen bir bozukluk oldu­ğu sonucuna varılır. Çünkü sağ testiste doğumsal varikosel çok ender görülür. Doğumsal olmayan varikosele spermatik toplardamarın (ersuyu kordronu top-ladaman) alt anatoplardamara döküldüğü yerdeki bir tıkanma neden olur. Alt anatoplardamardaki tıkanma başlı basma damarsal nedenlerden kaynaklanabi­leceği gibi, böbrekteki kanser hücrelerinin böbrek toplardamarına ve alt ana­toplardamara yayılmasıyla ya da kanserli kütlenin damara baskı yapmasıyla da meydana gelebilir. Yakın zamanda ortaya çıkan her varikosel olgusunda, Özellikle varikosel sağ taraftaysa urografı (İdrar yollan radyografisi) çekilme­lidir. Böylece hastalığın ikincil nedenleri giderilmiş olur.Varikosel neden testis lezyonlarma yol açar?Varikosel İç spermatik toplardamarda kanın geri kaçmasına bağlı olarak erbe­zi torbasında kan toplanmasına yol açar ve bir ısı artışına neden olur. Bu ısı artışı zararlı bir etki yaratır. Ayrıca böbreküstü bezlerinden gelen katekolaminler ve steroit hormonları gibi zehirli ürünlerin yukarıdan aşağıya akması testis dokusunda lezyonlara neden olabilir.Doğumsal varikosel nasıl tedavi edilir?Tıbbi tedavi yalnızca bozulmuş damarlanmanın kronik iltihaplanma ve ağn gibi etkilerini azaltmaya yarar. Cerrahi tedavi ise spermatik toplardamarın bağlanması ve en yüksek noktadan kesilmesi yoluyla böbreklerden spermatik toplardamara gelen kan akımının engellenmesini sağlar. Böylece testisten geri kaçan toplardamar kanının atılması İçin başka bir yol açılır ve böbrek toplar­damar kanının spermatik toplardamara geçişi engellenir. Cerrahi girişime an­cak spermatik toplardamarlara akımın yan yollardan geçtiğinin deneylerle be­lirlenmesinden sonra başvurulur.

yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 20 Mayıs 2012 / 12:57

Gonore, ‘Nayseria gonorea’ adlı mikroorganizmanın, her iki cinste, özellikle üreme organlarında oluşturduğu ve kendisini cerahatli bir iltihap biçiminde ortaya koyan bir bulaşıcı hastalıktır. Gonore üreme organlarını tutabileceği gibi anus, boğaz, eklemler, perikard (kalp zarı), miyokard (kalp kası) deri ve gözü de tutabilir. Bulaşma çoğunlukla cinsel ilişkiyle olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WH0) açıklamasına göre dünyada her yıl 250 milyon kişi (kadın-erkek-çocuk) gonore infeksiyonuna yakalanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl 3 milyon kadar gonore vakası saptanmaktadır. Bu vakaların % 9O’ı 30 yaşın altındayken % 25′i 18 yaşın altındadır. Bulaşma çeşitli biçimlerde olur. Fakat değişmeyen kural infeksiyonun insanlar aracılığıyla bulaşmasıdır. Nayseria gonorea mikroorganizmasını vücudunda taşıyan herkeste hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması şart değildir. Nitekim kadın hastaların % 60′ında hastalık belirti vermez. Gerek erkek ve gerekse kadınlardaki bu gibi belirtisiz gizli vakalar, hastalığın bulaşma yoluyla yayılmasında büyük rol oynarlar, tnfeksiyonu taşıyan kadın veya erkekler cinsel ilişkiyle hastalığı karşı cinse bulaştırırlar. Homoseksüel erkeklerde ve anus yoluyla da cinsel ilişki kuran kadınlarda anusda gonorea gelişebilir.

… Orogenital (ağız-cinsel organ) ilişkide bulunan kadın ve erkeklerde boğaz bölgesinde ve bademciklerde gonore infeksiyonu gelişebilir. Nayseria gonoreayı cinsel organlarında taşıyan hamile kadınlar doğum sırasında çocuklarına bulaştırabilirler. Bu gibi çocukların göz, boğaz ve cinsel ogranlarında gonore gelişebilir.

Hastalık evlenmemiş kişilerde daha sık görülmektedir. Gonore teşhis edilen hastaların cinsel ilişkide bulundukları kişilerin de kesin muayene ve tedavi edilmeleri gerekir. Gonore infeksiyonunu yaratan nayseria gonorea mikrobunu alan kişide 2-10 gün süren bir kuluçka döneminden sonra hastalığın belirtileri ortaya çıkmaya başlar. Bulaşma üretra penis yoluyla olmuşsahastalık önce üretranın mukozasına yerleşir. Kuluçka devrinden sonra ortaya çıkan ilk belirti üretrada gelişen sızlama, yanma hissidir. Bundan birkaç saat sonra idrar etme sırasında üretrada yanma hissi ve idrar etmede güçlük (dizüri) gelişir. Hasta sık sık idrara çıkma gereksinimini duyar.

Penisin ucundan sarı-yeşil renkte cerahatli bir akıntı gelir. Glans penisin ucundaki meatus eksternusun etrafı kızarmış ve şişmiş olarak görülür. Homoseksüel erkeklerde anus, rektum ve boğaz-

da gonore gelişebilmektedir. Anus ve rektumda gelişen gonore, belirti vermeyeceği gibi bu bölgede kaşıntı, yanma, ıkınma, kanh-mukuslu bir akıntı gibi belirtilere yol açabilir. Orogenital yolla da cinsel ilişkide bulunan kadın ve erkeklerde, homoseksüellerde % 20 sıklıkta boğaz bölgesinde gonokok infeksiyonunun genellikle belirtisi yoktur. Boğaz infeksiyonu kendisini bademcik iltihabı biçiminde gösterebilmektedir. Kadınlarda gelişen gonore ise 7-21 günlük bir gecikmeden sonra belirtilerini göstermeye başlar. Bu belirtiler, idrar etme güçlüğü, sık idrar etme, vaginada akıntı, anus ve rektumda rahatsızlık hissi ve adet kanamalarında bozukluklar biçimindedir. Kadınlardaki gonore sitemizin “Kadın Hastalıkları” bölümünde ayrıntılarıyla incelenmektedir.

Nayseria gonorea mikrobunu taşımakta olan hamile bir anneden doğan çocuk, annesinin doğum kanalından geçerken bu mikrobu alabilir. Bu gibi durumlarda yeni doğan çocuklarda göz iltihaplanmasına sık rastlanır. Bunun önlenmesi için henüz doğmuş olan bütün çocukların her iki gözüne % l’lik “Gümüş nitrat” çözeltisi damlatılmahdır.

Gonore hastalığına yol açan Nayseria gonorea kana karışıp eklem, kalp zan (perikard], kalp kası (miyokard), deri vb. gibi organ ve dokularda da gonokok iltihaplarına yol açabilmektedir. Gonokokların kana karışması olayına ‘Gonokokse-mia’ denir. Gonokok infeksiyonuna yakalanmış olan hastaların % 1-3 ‘ünde gonokoksemia gelişmektedir. Bu vakaların yaklaşık % 65′ini kadın hastalar oluşturmaktadır. Gonokoksemia kendisini ateş, titreme, eklem ağrıları, deride küçük kanama odaklan, papüller ve püstüller biçiminde göstermektedir. Gonokoksemi anın ender olarak yaratabileceği çok ciddi komplikasyonlardan biri de beyin zarlarının iltihaplanmasıdır. Yani gonokok mikroplarına bağlı olarak menenjit gelişmesidir. Erkeklerdeki ğonore tedavi edilmediğinde epididimis ve/veya prostat iltihabına yol açabilir.

Gonore hastalığının tedavisinde kullanılan en etkin ilaç “Penisilin”dir. Bunun dışında günümüzde pek çok antibiyotik bu hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Hastalığa karşı alınabilecek koruyucu önlemlerin çok çeşitli ve etkin oldukları söylenemez. Cinsel ilişki sırasında erkeğin kullanacağı prezervatif (Condom) ancak bir yere kadar koruyucu etki göstermektedir. Gonoreli bir kimseyle cinsel ilişkide bulunulduğunda, ilişkiden en fazla 24 saat sonra etkin bir penisilin tedavisine başlanması, hastalığın bulaşma ve ortaya çıkma olasılığını düşürebilir. Bazı kadın ve erkekler hastalığın belirtilerine sahip olmalarına karşın tedavi görmezler.

Bu gibi kimselerin bir an önce tedavi görmeleri, gerek kendi sağlıkları ve gerekse toplum sağlığı açısından çok Önemlidir. Öte yandan hayat ka -dınlarıyla kurulacak ilişkinin bazı yanlış cinsel davranışlar edinilmesine yol açacağı gibi sifilis (frengi) ve gonore [bel soğukluğu] gibi bulaşıcı cinsel hastalıkların (veneryil hastalıklar) bulaşma ve yayılma riskini çoğaltacağını da unutmamak gerekir. Ancak kadm-erkek ilişkilerinin gelişmemiş olduğu toplumlarda özellikle genç yaştaki erkekler heteroseksüel ilişkileri daha çok hayat kadınlarından öğrenmek ve bir süre sürdürmek zorunda kalmaktadırlar. Bu durum genç insanların henüz heteroseksüel yaşamlarının başında çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşmalarına yol açmaktadır.

Belsoğukluğu sistite neden olabilir mi?
Gonokoksik Üretrit (gonokokla-rın etken olduğu siyek iltihabı) iyi tedavi edilmez ve kronikleşirse, siyek kanalının daralması­na neden olur ve idrar kesesinin işlevini bozar. Divertikül oluşu­muna kadar varabilen bir kronik boşalma güçlüğüne neden olur.

yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 30 Mart 2011 / 23:41



sakal çıkarmak – sakal çıkarmanın yolları – sakal çıkartma yolları

Islak ya ya kuru tıraş, her ikisi de cildi kurutur.
özellikle ıslak tıraşta, yani traş bıçağı ile tıraşta kıl kökleri, foliküller daha çok travmaya maruz kalır.

Bunun sonucunda kıl dönmeleri ve ihtilaplar ortaya çıkar. Bu cildi rahatsız eder ve dış etkenlere karşı hassaslaştırır. Bu problemleri doğru bir bakım ile en aza indirmek için her şeyden önce hijyene dikkat edilmesi gerekir. Kullanacağınız ürünlerin çok az alkol içermesine ve traş kreminin ya da köpüğünün cilt tipine uygun olmasına dikkat etmek gerekir.

Kolonya ve alkollü after shave cilde zararlı
Traş öncesi bakım gibi traş sonrası bakım da önem taşır. Birçok erkek dezenfektan olsun diye kolonya ya da alkollü after shave kullanır; bu cilde faydadan çok zarar verir. Çünkü alkol hücre öldürücü etkisi ile traşta meydana gelen olası kesiklerin iyileşmesini geciktirir.
Traştan sonra cilt tipine uygun bir after shave hem cildi dinlendirir, hem de besler.

yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 30 Mart 2011 / 23:25



azospermi tanı – erkeklerde kısırlı nedenleri – kısırlık tanı ve tedavisi – erkek kısırlığı hakkında bilgiler

ERKEK KISIRLIĞI VE AZOSPERMİ

ERKEK KISIRLIĞI

Bir erkeğin ilk değerlendirilmesinde herhangi bir hasta için her zaman uygulanan standart yöntem kullanılmalıdır. Bu amaçla hastanın öyküsü, muayenesi ve hormon tahlilleri değerlendirilmelidir.

Öykü, erkeğe ait sorunun tanımlanmasında hekime çok önemli bilgi ve ipuçları verecektir. Örneğin çocukluk çağı hastalıkları ve inmemiş testis ilerde azalmış sperm yapımına yol açabilir.

Erkek hastada sorgulanması gerekenler
- İnfertilite süresi
- Önceki gebelikler
- Daha önce yapılan tedaviler
- Eşin tetkik ve tedavisi
Seksüel Öykü
- Cinsel istek
- Lubrikanlar(kayganlaştırıcı)
- İlişki zamanlaması
- İlişki sıklığı
- Kendi kendine boşalma sıklığı
Çocukluk ve Gelişim
- İnmemiş testis(Kriptoşidizm)
- İdrar kesesi ameliyatları
- Testis torsiyonu(testisin kendi etrafında dönmesi)
- Ergenlik başlangıcı
- Sistemik hastalıklar (Diabet, multible skleroz)
- Önceki ya da yeni uygulanan tedaviler
- Fıtık ameliyatı
- Geçirilmiş enfeksiyonlar(Kabakulak orşiti,tüberküloz)
- Kullanılan İlaçlar (kemoterapötikler, simetidin,
sulfasalazin, nitrofurantoin, alkol,sigara
androjenik steroidler, kokain, mariyuana)
- Genetik hastalıklar(Kistik fibrozis, Androjen reseptör eksikliği)

Öyküde seksüel alışkanlıkların da sorgulanması gerekir. Sık ilişki sperm sayısını azaltabilir, çok uzun aralıkla gerçekleşen ilişki ise spermlerin hareketleri yönünde olumsuz etki yapabilir. İlişkide kullanılan kayganlaştırıcı krem sperm öldürücü etkileri nedeniyle zararlı olarak kabul edilirler. Bu nedenle tükürük de dahil olmak üzere kullanılmamalıdır.

Muayene de, genel görüntü, vital bulgular, kıllanma, saç ve yağ dağılımına bakılır.
Daha sonra ise genital incelemeye geçilir. Penis boyutunun küçük olması hormon azlığı için uyarıcı olabilir. Peniste akıntı görülmesi bir enfeksiyon bulgusu olabilir. Testis boyutlarının bilinmesi önemlidir.

Varikosel (damar genişlemesi) mutlak incelenmesi gereken diğer önemli patolojidir. Klinik olarak ele gelen varikosel, testislerin küçüklüğü sperm tahlilinde bozulmaya yol açabilir. Muayene de saptandığında ameliyat önerilebilir.
Laboratuar incelemelerinden,meni tahlili kısır erkeğe en öncelikle yada ilk adımda gerçekleştirilmesi gereken incelemedir.

Meni örneği hastadan 3 ila 5 günlük cinsel perhiz uygulaması sonrası alınır.
Meniyi vermeden önce eller sabun ile yıkanıp iyice durulanır, kağıt havlu ile tamamen kurutulur. Meni örneği kabınının iç kısmına el değdirilmemelidir. Herhangi bir kayganlaştırıcı kullanılmamalıdır.

MENİ ÖRNEĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ

Meni örneği ilk verildiğinde akışkanlığı kontrol edilir. Akışkanlık süresi ortalama 20 dakika ile 1 saat arasında değişmektedir.

Daha sonra meni örneğinin mikroskopik incelenmesi gerçekleştirilir.
Meni analizi değerleri aşağıdaki gibidir.
Ejekülat volümü: ≥2.0ml.
pH ≥7.2
Sperm yoğunluğu: ≥20milyon/ml.
Total sperm: ≥40milyon
Motilite: ≥%50A+B motilite yada % 25 A motilite
Morfoloji: ≥%15(strikt kriter)
Vitalite: ≥%75
Lökosit: <1milyon

3. aşamada hareket ve hız değerlendirmesi mikroskop ile 20 büyütmede en az 100 sperm sayılarak yapılır. Sayılan 100 spermin hareketli olanlarının yüzde olarak değeri, sperm hareketliliğini gösterir.

Hareket 4 grupta sınıflandırılır:
+4: İleriye doğru hızlı hareketli
+3: Yavaş, doğrusal olmayan hareketli
+2: Yerinde hareketli
+1: Hareketsiz
Normal bir spermin başı düzgün kenarlı, oval şekilli olmalıdır. Boyun, orta kısım ve kuyruğa ait herhangi bir anomali bulunmamalıdır.
. Normal morfolojisinin % 4'den az olması durumunda gebelik oranı %7 ye kadar düşmektedir.
Erkek kısırlığı nedenlerinin sınıflandırılması:
I. Boşalma olmaması(ejakülasyon yokluğu)
1.İlaçlar
2.Geçirilmiş ameliyat
3.Damar tıkanıklığı
4. Şeker hastalığı
5. Psikolojik bozukluklar
II. Azalmış sperm sayısı
1. İnmemiş testis
2. Damar genişlemesi
3. İlaçlar
4. Şeker hastalığı
5. Hormon bozuklukları
III. Menide canlı ya da cansız spermin olmaması
IV. Normal sperm olmasına rağmen gebelik olmaması
1.Anormal cinsel ilişki alışkanlığı(seyrek ya da sık)
2.Sperm yapısında bozukluklar
3.Bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıklar

Hormonal Tahlili :Erkek kısırlığında %3 oranında hormonal bozukluklar olabilir. Sperm sayısı beş milyon altında ise (bazı kaynaklara göre on milyon altında ise) hormonalara bakmak gerekir. Bu amaçla öncelikle FSH LH ve testosteron bakılması, gerekir.
Son olarakta bazı hastalarda genetik inceleme yapılması gerekebilir.
Erkek kısırlığında tedavi ilaçla ya da ameliyat tedavisi şeklinde olabilir.
Varis ameliyatı, en sık yapılan ameliyatlardan biridir. Sonuçları itibariyle %66 sperm tahlilinde düzelme ve %40 doğal yolla gebelik olabilmektedir.

Azospermi

Azospermi kişinin menisinde sperm görülmemesi halidir. Azoospermi halinde 3 ayrı durum söz konusu olur.
a- Testis de hiç sperm üretimi yoktur. Sperm bulma şansıda yoktur. dolayısıyla hastaya herhangi bir tedavi önerilemez.
b-Tıkanıklık nedeniyle meni de sperm görülmez. Bu koşullarda hastaya perkütan sperm aspirasyon yöntemlerinden biri önerilebilir. PESA (Perkütan Epididimal Sperm Aspirasyonu)
TESA (Testiküler Sperm Aspirasyonu)
Her iki yöntemde de doku içine bir iğne ile ciltten geçilerek girilip sperm
aspire edilir. Lokal anestezi ile yapılabilir. Komplikasyon oranı düşüktür, doku içine kanama görülebilir.
MESA (Mikroskopik Epididimal Sperm Aspirasyonu), açık cerrahi bir yöntemdir. Mikrocerrahi gereçleri, operasyon mikroskopu ve mikrocerrahi eğitimi gerektirir. Genel anestezi gerektirir ve uzun süren bir operasyondur. En önemli avantajı perkütan yöntemlere göre daha fazla sayıda sperm elde edilebilmesine olanak sağlar.
c.Testis içinde belli bir odakta sınırlı bir bölgede sperm üretiminin var olması halinde ise TESE (Testiküler Sperm Ekstraksiyonu) yöntemi uygulanır. Bu yöntemle testis ameliyat yöntemiyle açılarak içinden küçük dokular kesilip parçalanıp mikroskop altında incelenerek sperm varlığı araştırılır. Operasyondan sonra 6 ay testisin iyileşmesi için zamana ihtiyaç gösterir.
Mikrodiseksiyon TESE, Mikroskop altında mikrocerrahi teknikleri kullanılarak yapılan testis den sperm arama işlemidir. 15-25x büyütme sperm yapım yerlerinin rahat görülebilmesine olanak sağlar, bu şekilde içinde sperm olma olasılığı yüksek olan kanalcıklar diğerlerine göre daha genişlemiş görünümde saptanır. Bu yöntem ile sperm arama süresine bağlı olarak operasyon 2-2.5 saat kadar sürebilmektedir, bu nedenle de genel anestezi verilmesi tercih edilmektedir.

Erkek kısırlığı ile ilgili sık sorulan sorular

1.Meni örneğini evden getirmek sorun olur mu?

Meni oda sıcaklığında 20 dakika bekledikten sonra incelemeye alındığından eğer ev yakın ise ve vücut ortamına yakın bir sıcaklıkta getirilirse olabilir.

2.Meni verilirken meninin bir kısmı dışarı kaçarsa sorun olur mu?

Tabiî ki olur. Çünkü çok az bir volüm de bile yüksek sayıda sperm olacağından sperm sayısı azmış gibi görünür.

3.Kısa ve dar iç çamaşırı giyilmesi kısırlıkta önemli midir?

Bu tür çamaşırların giyilmesi eskiden testislerde ısı artışına neden olacağından önerilmemekteydi.Ancak yapılan araştırmalarda farklı iç çamaşırı giyen erkeklerde meni tahlilinde büyük farklılıklar saptanmamıştır.

4.Boyahane ya da kimyasal kokuların yoğun olduğu ortamlarda çalışmak sperm üzerine etki eder mi?

Evet eder. Sperm sayısının azalması yanı sıra yapılarında bozukluk ve hareketlerinde azalma meydana getirdiği çalışmalarla gösterilmiştir.

yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 30 Mart 2011 / 23:10



evlilikte ihanet – aldatan kadınlar – birbirini aldatan eşler – kadınlar neden aldatır – kadınların aldatma sebepleri – kadın neden aldatır – kadının ihaneti – kadın niçin aldatır – kadınlarda aldatma sebepleri

KADINLAR NEDEN ALDATIR?

Bu soru kadınla erkeğin var olduğu ilk zamanlardan beri soruluyor ve muhtemelen var olmaya devam ettiğimiz süre boyunca da sorulacak.

Bir kadın eşini ya da birlikte olduğu erkeği niye aldatır?

Aslında yanıt basit; bir erkek evli olduğu kadını niye aldatırsa aynı nedenlerden dolayı aldatır. Sadece yüzdelik dilimler değişebilir.Yani bir erkek için aldatma nedenleri arasında eşini artık sevmediği ya da cinsel anlamda mutlu olmadığı gibi gerekçeler ilk sıralarda yer alırken,bu gerekçeler bir kadın için daha alt sıralarda yer alabilir.Ancak sonuç olarak gerekçeler arasında yer alacaktır.

Aldatma bir kadının ya da bir erkeğin birlikte olduğu insanı bir başkasıyla beraber olarak aldatması gibi görülebilir ama olay o kadar basite alınmamalıdır.Toplumun sosyal değerleri ve daha pek çok faktör bu aldatma olayını daha farklı yerlere taşımaktadır.
Genellikle aldatan tarafın erkek olduğu görülse ve öyle olduğu sanılsa da durumun çok da öyle olmadığı yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkmış durumda.Kadınlar da en az erkekler kadar aldatıyor.Bu aslında çok çarpıcı ve düşündürücü bir sonuç.Hatta bazı araştırma sonuçlarına göre evli olan kadınların neredeyse yarısı eşlerini aldatıyor.Böyle rakamlarla bakınca durum gerçekten vahim.Peki ne oluyor da kadınlar aldatıyor?
Öncelikle şunu bilmek gerekiyor.Bütün ilişkilerimizde,insanlarla girdiğimiz diyaloglarda, sağlığımızda,işimizde,kısacası hayatımızın genelinde etkili olan yegane şey hormonlar,yani cinsellikte de söz sahibi olan hormonlarımız her şeyi belirliyor.Ve hiçbir kadın ya da erkek sadece el ele tutuşmak ya da göz göze bakışmak için eşini aldatmıyor.

Aldatmanın kendisi doğrudan cinsel amaç taşıyor.İşte bu cinsellik nedeniyle aldatmak affedilmez bir eylem olarak görülüyor.Çünkü aldatılan eş de, toplumun diğer bireyleri de aldatma deyince işin temelinde cinsel birliktelik olduğunu bildiği için,eylemin kendisi aldatılan taraf için çok büyük bir aşağılanma ve yetersizlik duygusuna yol açıyor.
Kadınlar aldattıkları zaman aslında inanılmaz büyük bir risk alıyorlar.Bu açıdan bakınca da çok gözü kara davrandıklarını söylemek mümkün.Üstelik aldatan kesim,genellikle çok baskı altında kalan kesim.Hareketleri yasak,günah olarak kısıtlanan,yaptıkları şeylere ‘el alem ne der?’ düşüncesiyle azami dikkat etmek zorunda kalan kadınlar.Bu kadınlar bunca baskıya ve kontrole rağmen bir başka erkeğe aşık olabiliyorlar,hatta onun peşinden çoluk çocuğu bırakıp gidebiliyorlar.O kadar gözleri kararıyor ve o kadar aşık olabiliyorlar ki(!), gerçekten de bir annenin asla vazgeçmeyeceğini düşündüğümüz çocuklarını bile hiçe sayabiliyorlar.

Bu kadınlar niye aldatıyorlar diye sorduğumuzda cevaplar da ilginç aslında. Büyük bölümü eşinin de zamanında kendisini aldattığını ve bunu hak ettiğini söylüyor ama bu gerçeği yansıtmıyor;sadece yapılan yanlışa bir kılıf uydurma çabasından ibaret.Evet,eşlerin aldatması ilk sıralarda yer alıyor.Sonra cinsel uyumsuzluk ve şiddete uğramak neredeyse başa baş yanıtlar arasında.Eşin kaba davranması,saygısızlığı ve evlilikte araya giren yıllar aldatmaya zemin hazırlayan şeyler.Zamanla çocukların da büyümesi ve kendi hayatlarını kurmaya başlamasıyla beraber baş gösteren ’Eyvah! Yaşlanıyor muyum?’ paniği. Yaşlanmadığını ve hala güzel olduğunu ya da hala ilgi gördüğünü önce kendisine ispat etme ihtiyacı. Bir iki buluşmadan,hafif bir flörtten ne zarar gelebilir ki?Ne zarar gelebilir ki diye başlayan arkadaşlık romantik bir ilişkiye dönüştüğünde iş işten geçer ve göz hiçbir şeyi görmez artık.

Bu tip aldatmalar genellikle uzun yıllardan sonra artık heyecanı kalmamış evliliklerde görülse de aldatma her yaş için geçerli bir eylemdir.

Yaşı daha genç evliliklerde de aldatma yaşanıyor.Tuhaf ama gerekçeler neredeyse heyecanı bitmiş evliliklerdekiyle aynı.’Kaba davranıyor,onu sevmediğimi fark ettim.Onunla evlenmekle hata etmişim.Evlilik bana göre değil.Gerçek aşkımı buldum’ vs.vs.vs.

Gerekçeler hep bildik gerekçeler ama acaba gerçekten de sebepler bunlar mı?Yine araştırmaların ortaya koyduğu sonuçlara göre gerekçeler bunlar değil.Üstelik o kadar basit sebepler var ki aldatmaların altında…

İlk neden erkeğin anlayışsızlığı ve ‘nasıl olsa evlendik,artık benim karımsın’ yani ‘benim malımsın’ zihniyeti.Evlenmeden önceki nazik davranışların bir çırpıda unutulması.Garip ama özel günlerin unutulması da evlilikte aldatmayı getirebiliyor.Kadını sevdiğini hissettiren davranışların unutulması ya da yapılmaması da önemli nedenler arasında.Öz bakım ve temizlik kurallarına uyulmaması.Yani saatlerce televizyon karşısında göbeğini kaşıya kaşıya yatan bir erkek kadına inanılmaz itici geliyor.Bu davranışı yapan bir erkekle aynı yatağı paylaşmak bir yana cinsel anlamda mutlu olmak hiç mümkün görünmüyor.

Evdeki karısını baskı altına alıp,dışarıdaki kadına bakan erkek profilini tersine çevirdiğimizde,evdeki kocasının haline bakıp dışarıda bakımlı dolaşan erkek daha cazip geliyor kadına.Aslında bu açıdan haklılar da.Evlenmeden önceki günlerin özenini kaybeden çiftler için tehlike çanları çalıyor.Bu, taraflar birbirlerini aldatacak demek değil elbette.Ama mutlu olmak isteniyorsa beraberliklerde el değmemiş bazı alanlar bırakılmalı.Zamanla o alanları başkalarının doldurması istenmiyorsa da nefes alacak alanları olmalı kadının ve erkeğin.Tamamen birbirlerinin olduklarında kendileri olamadıkları için, ezildikleri,daraldıkları için başkaları için yaşamaya başladıkları ve bu işten de ciddi olarak sıkıldıkları için,bu cendereden kaçmanın yolu başka pencereler açmak oluyor hayata.Beğenelim ya da nefret edelim ama olaya böyle bakmak durumundayız.

Kadın niye aldatır sorusuna,ruhunda fahişelik vardır ya da kocasının ve sahip olduklarının kıymeti bilemediği için ve en çok da salaklığındandır demeden önce,kadın ne olur da aldatmaz demeliyiz.Üstelik burada cinsiyet ayrımına falan hiç gerek yok.Kadın niye aldatırsa erkek de o nedenle aldatır,ya da erkek neden aldatmazsa kadın da o nedenle aldatmaz.

yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 30 Mart 2011 / 22:57



Psikolojik Analizler – Aref Ghafourinin Gösterileri – Aref Ghafourinin Gösterileri Psikolojik Olarak İnsanları Nasıl Etkiler

AREF GHAFOURİNİN GÖSTERİLERİ ÜZERİNE PSİKOLOJİK ANALİZLER

AREF GHAFOURİ’ İN GÖSTERİSİ

Aref’in Show Tv’de yayınlanan YETENEK SİZSİNİZ programı finalindeki gösterisi bir öncekini aratmadı. İstediğiniz kadar beyninizi ve zekanızı zorlayın, ne kadar pür dikkat bakarsanız bakın bir hile ve göz yanıltıcı manipülasyon olmadığı ortada. Ancak benim asıl değinmek istediğim husus bunlar değil.

HAFİFE ALMA,
ART NİYET ARAMA,
GÜLEREK KARŞILAMAYA YA DA İLLA Kİ MANTIKLAŞTIRMA EĞİLİMİ RUHSAL BÜTÜNLÜĞÜ KORUMA ÇABASININ BİR ÜRÜNÜDÜR

İnsanoğlu hayret uyandıran, mantığın genel kurgusuna ve olağan fizik kanunlarına aykırı bir şeyle karşılaşması halinde bunu kolay kolay kabullenemiyor. Genellikle de o güne değin doğru bildikleriyle ya da olmaz diyerek inandıklarıyla alakalı olarak içine düştüğü ani çelişkiyi ve bunun yaşattığı sarsıntıyı / korkuyu ödünleme adına ya esprilerle, ya abartılı gülmelerle ya da daha başka yöntemlerle (karanlıkta korkunca ıslık çalmak misali) hafife alma, “yok ya, olmaz, mutlaka bir hilesi vardır” gibi cümleler kurma, yani mantığına bürüme, daha da olmazsa inkar etmeye kalkışma gibi ödünleyici bir takım yaklaşımların içersine girebiliyor.

Psikolojide savunma mekanizmaları içinde yer alan “inkar” mekanizması malum, yaşanılan yoğun yas döneminde bilincin geçici olarak devre dışı bırakılması, böylece olayın farkındalığının bir süreliğine askıya alınması ile yaşanılacak travma etkisinin en aza indirilmeye çalışılması hadisesidir.

HER TÜRLÜ İNKAR BİR SAVUNMA MEKANİZMASIDIR

Evet insanoğlu aklının anlamakta zorlandığı ya da ruhunun kaldıramayacağı bir gerçekle karşılaşması durumunda başvurduğu savunma mekanizmalarından biridir, inkar. Aslında yaratıcıyı inkar da bu bağlamda ele alınabilir. Ateist yahut değil, akıl sahibi her insan şu alemde her şeyin aslında ne denli şaşırtıcı ve muhteşem olduğunun farkındadır. Bunu kuru aklıyla izah edemediğinde, metafizik bir takım gerçeklere bağlamakta ise zorlandığında (akıl inanma işinde tek başına yeterli değildir çünkü) ruhsal bütünlüğünü koruma adına inkar yoluna başvurabilmektedir.

(Bu gerçekler ışığında düşündüğümüzde yaratıcıyı inkar bilimselliğin zorunlu bir sonucu ya da tamamen akli – mantıki bir tercih olmasından çok özünde koruyucu ruhsal süreçlerin rol oynadığı psikolojik bir zorunluluk olsa gerektir. Tabiî ki iman etmekte zorlananlar için…)

İnsan başına gelen bir olayı anlamlandıramadığında / kabullenemediğinde bilinç dışı koruyucu devreler harekete geçer ve karşı karşıya olunan gerçeğin inkarı sağlanarak kişi rahatlamaya sevk edilir. Tıpkı annesinin ani ölümünü kabullenemeyen genç bir kızın, “…Hayır, yooo, annem ölmedi, gelecek…” diyerek günlerce annesinin dönmesini beklemesi gibi.

ZORLAMA YORUMLAR İÇSEL DENGEYİ YENİDEN SAĞLAMA ARAYIŞININ ÜRÜNÜ

Aref’in gösterileri akabinde gelişen ve olup bitenleri illaki mantıki bir takım zorlama çabalarla izaha yönelme gayretleri insanın anlayamasa bile yine de gördüğü, şahit olduğu olayları illa ki mantıki bir takım nedenlerle tanımlaya çalışma eğiliminde olduğunu, bunu yapamadığında ise rahat edemediğini de göstermektedir. Bu çabayı aslında o güne dek doğru bilinenlerin ya da olmaz diye inanılanların olduğunu görmenin içine düşürdüğü çelişkiyi giderme, şahit olduğu yaşantıyı doğruluğu kabullenilmiş gerçeklere yaklaştırarak tanımlama, böylece ansızın yitirilen içsel dengeyi yeniden tesis ederek eski rahata kavuşma arayışı olarak tanımlamak mümkündür.

BU OLAY KAİNATTA AKLIMIZIN ALMADIĞI GERÇEKELERİN VARLIĞINI BİR KEZ DAHA TEYİT ETTİ

İnsanoğlu nedense aklının sınırlı bir kapasitesi olduğunu unutmakta, sınırlı yetisiyle sınırsız bir alemi anlayabileceğini vehmetmekte, sonra da zekasının almadığı her şeyi yok zannetme hatasına düşmektedir. Bu mantık aslında gözümüzün göremediği kadar uzakta hiçbir şeyin bulunmadığını iddia etmekle aynı mantıksal tutarlılığa sahiptir. Eğer insanoğlu sık sık uzağa giderek başlangıçta görmediği şeylerin de var olduğunu defalarca tecrübe etmeseydi şayet, görme eşiğinin dışında / uzağında bulunan milyarlarca şeyi de aynı şekilde “yok” diyerek inkar edecekti muhtemelen.

Öyle ya, bir asır önceki kişilere ileride televizyonun icat edileceği, cep telefonu diye bir alet çıkacağı, bir numara farklı yazılınca karşıda başka birine ulaşılacağı, operatörün de milyonlarca insanın oturduğu yerden kimle, neyi ne kadar süre konuştuğunu bilebileceği söylenseydi buna o dönemde kaç kişi inanabilirdi!

Olmuş – bitmiş ve alıştığımız şeyleri olabilir görmek; olmamış şeyleri de -sırf o an için olmadığından- mantığımız almıyor diye “yok, olmaz” kabul etmek insanoğlu olarak bizlerin en temel yanılgılarından birisi olsa gerek!

AKLIMIZIN SINIRLI BİR YETİ OLDUĞUNU KABUL ETMENİN VAKTİ GELDİ

Aref gösterileri bir kez daha göstermiştir ki şu sırlarla dolu kainat üzerinde her ne kadar aklımız almasa da ne denli enteresan işler ve olaylar mevcut. Artık aklımızı ilahlaştırmaya – tabulaştırmaya son vermenin, bu yetimizin de tıpkı görme ve işitme kabiliyetlerimiz gibi, hatta beynimiz gibi sınırlı bir yetenek olduğunu kabul etmemizin vakti geldi. Bu belki gururumuza dokunacak, belki alışık olmadığımız için çok zorlanacağız ama gelinen nokta itibariyle buna mecburuz. Tabi ki gerçeğe ulaşmayı arzu ediyorsak, bu yolda hiçbir kişisel kaygı ya da zaaf içinde bulunmuyorsak, bulunmamalıysak!

Aklımızın kabul edemediği tek şeyin Aref’in gösterisindekiler olmadığını, koca koca galaksileri ufacık kara deliklerin yutması, kalbimizin ölene dek bir kez bile durmadan çalışabilmesi, görme olayının nasıl olup da bu kadar net gerçekleşebildiği, dünyanın boşlukta milyonlarca yıldır nasıl hassas bir dengede kalabildiği, güneşin milyarlarca yıldır ısı ve ışık yaydığı halde neden enerjisinde bir azalma olmadığı gibi yer yüzünde aklımızın almadığı, en az Aref’ inkiler kadar şaşırtıcı kareler mevcut olduğunu idrak etmeye artık mecburuz. Güneş balçıkla sıvanmıyor, üflemekle yıldızlar sönmüyor, yok demekle var olan gerçekler yok olmuyor. Gözlerini kapatan sadece kendine gece yapıyor.

BU OLAY KİŞİLERİ NASIL ETKİLEYECEKTİR

Bu etki inanç – inançsızlık zemini üzerinde görülecektir. Bu sıra dışı ve fizik kanununa ters, aklın makul çalışma sistematiği dışında gelişen gösteriden etkilenme insanları dinsel inanç zemini üzerinde ve iki farklı şekilde etkileyecektir. Yaratıcıya inanmayanların kafası iyice karışacak, hayatın sadece maddeden ibaret olmayabileceği kuşkusunu doğuracak, bütün bunlar bir süre derin ürpertilere yol açabilecek ancak bu çok az kişide “temel inanç değişimiyle” sonuçlanacaktır. Çoğunluğun ise yaratıcıya inanç konusundaki lakayt tarzı ve uzak tavrı “daha da katılaşarak” devam edecektir. Evet bu tablo –mantığın genel kurgusuna ters bir biçimde- inanmayan pek çok kişinin inançsızlığına daha da sarılmasına, bu tutumun daha da perçinleşmesine yol açacaktır. Bu tablo ve benzerleri içsel rahatlama ihtiyacını tavan yaptıracak, dolayısı ile şu dönemde eski köklü inançlarını (inançsızlıklarını) doğrulama, daha da pekiştirme temelli bir dizi çaba içine girmelerine, bu yönde biraz daha yoğunlaşmalarına yol açabilecektir.

İnançlı kişilerde ise bu gösterinin, inanç niteliğinde artma, daha köklü imana erişme yolunda vesile olması beklenir lakin bunun –yine mantığın genel kurgusuna ters olarak- sanıldığı kadar büyük etki yapmayacağı, kişilerin imana, dini yaşantıya dair yaklaşımlarının büyük ölçüde aynı kalacağı görülecektir. Çünkü insanoğlunun tutumlarını belirleyen tek unsur inanç değil, alışkanlıkları ve bunun yol açtığı ülfettir. Alışkanlık bariyeri ile ülfet duvarının imani gelişme sırığı ile geçilebilmesi ise günümüzün duyarsızlaşmış toplumlarında imkansızlık derecesinde güçtür.

Psikolog
İzzet Güllü

yazarYazar: lideradmin | tarihTarih: 30 Mart 2011 / 22:48



Akciğer Tansiyonu Nedir – Akciğer Hipertansiyonun Sebebleri Nelerdir – Akciğer Tansiyonu Hakkında

Yaklaşık 50 milyon Amerikalıda, kanın, vücuttaki atardamarlardan sağlıklı bir insan için fazla yüksek bir basınçla dolaştığı bir rahatsızlık olan yüksek tansiyon (hipertansiyon) bulunmaktadır. Yüksek tansiyonun çok daha az yaygın olan bir türü sadece akciğerlerdeki atardamarları etkiler. Akciğer hipertansiyonu olarak bilinen bu ciddi hastalık, gitgide daha vahim hale gelir ve nihai anlamda öldürücü olabilir.

Akciğer hipertansiyonu, akciğerleriniz içerisindeki minik atardamarların daralması veya tıkanması ile meydana gelir. Bu durum, akciğerlerinizde kan akışına karşı direncin artmasına yol açar, bu da akciğer atardamarları içerisindeki basıncı yükseltir. Basınç biriktikçe, kalbinizin sağ karıncığının, akciğerleriniz içerisinden kan pompalaması için daha çok çalışması gerekecek,buda en sonunda kalp kasının zayıflamasına, zaman zaman da bütünüyle durmasına neden olur.

Birincil akciğer hipertansiyonu için şu anda hiçbir tedavi yoktur, ancak ilaç tedavileri semptomların azaltılmasına yardımcı olabilir ve bu rahatsızlığı taşıyan kişilerin yaşam kalitesini iyileştirebilir.

alıntıdır

Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12